ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Aile ve Çift Terapisi

Bu yazımızda aile ve çift terapisi nasıl yapılır, aile ve çift terapisi ekolleri nelerdir, aile-çift ve bireysel terapi kriterleri ve endikasyonları nelerdir? sorularını yanıtlayacağız.

Psikolojik bir sorunu çözerken bazen aile değerlendirilmesi gerekir. Aile değerlendirmesi bir ya da daha fazla görüşmeyi içerebilir. Aile terapisti olarak buradaki amacımız aile bireyleri arasındaki etkileşim ve iletişimi görerek, aile yapısını şekillendirmek, aile interaksiyonunun bireyin ve çiftin davranış ve ruhsal belirtilerini nasıl etkilediğini ve onlardan nasıl etkilendiğini saptamak, aile terapisinin çözüme katkı yapıp yapmayacağına karar vermektir.

Bir çok aile terapisti, aile değerlendirilmesinde çiftin ve çocukların değerlendirilmesinin gerekliliği konusunda hemfikirdir.

Çocuk ve ergen terapisi gerektiren durumlarda, cinsel sorunlarda, çiftin birbirleriyle ilişkilerini ya da ebeveynlik becerilerini tehlikeye sokan aile veya evlilik sorunu varlığında, aileyi ilgilendiren önemli bir olay (hastalık, işten ayrılma, ölüm, doğum, mezuniyet, askerlik gibi) ciddi stres ve duygusal karışıklık yarattığında ya da çift herhangi bir problemi aile sorunu olarak tanımlıyorsa aile terapisi elzemdir. Birden çok aile bireyinin aynı anda psikiyatrik tedavide bulunduğu durumlar da aile ve çift terapisi endikasyonları arasındadır. Cinsel disfonksiyonlar (cinsel işlev bozuklukları) çift, aile ve evlilik terapisinin en önemli gereklilik hallerindendir. Ailedeki bir birey psikolojik rahatsızlığı için diğer aile bireylerini suçluyorsa terapistiniz büyük olasılıkla aile terapisi önerecektir. Çocukta gelişim gecikmesi, aşırı saldırganlık, davranış problemleri, sosyalleşmede gecikme, aşırı hareketlilik ve impulsif davranış, aşırı ayrılık anksietesi gibi ruhsal sorunlar görüldüğünde çocuk merkezli aile terapisi ön planda olacaktır.Bunlar aile terapisi endikasyonlarıdır.

Aile ve çift terapisinde başlıca ekol ve yöntemler şunlardır.

1)Yapısal aile terapisi

2)Aile sistemleri terapisi

3)Sistematik stratejik aile terapisi

4)Sembolik-eksperiyantal-hümanistik aile terapisi

5)Bilişsel davranışçı aile terapisi

6)Dinamik aile terapisi

Yapısal Aile Terapisi:

Yapısal aile terapisinde bütünün ve parçaların, ancak, parçalar arasındaki ilişkiler üzerinden anlaşılabileceğine inanılır. Aile yapısı, kişilerin işlevlerini sürdürebilmek için, birbirleriyle kurdukları ilişki şekilleri ve bunları düzenleyen kurallardır.

Aile terapisinde, yapısal model kullanılırken, o an, kişilerin gerçeğinin ne olduğuna bakılır. Terapi, problemin çözümüne odaklıdır.

Yapısal aile terapisi, normal aile fonksiyonunu, sınırların belirli olması, belli bir hiyerarşinin bulunması, bireylerin otonomilerine değer verilmesi, esnek olunması, bireylerin birbirine bağımlı olma özelliklerinin ön planda tutulması gibi kriterlerle tanımlar.

Normal aile, zaman içinde değişim göstermeli, sınırlar net ancak esnek olmalıdır. Kötü işlev gören bir hiyerarşik düzen varlığında ve sınırlar kaybolduğunda gelişimsel ve çevresel ihtiyaçlara uyumsuz tepkiler ortaya çıkacaktır.

Yapısal aile terapisinde ailenin organizasyonunu sağlamak ve aile üyelerinin pozisyonlarını düzenlemek terapistin temel görevidir. Aile terapisti bu amaçla kötü işlev gören ilişki kalıplarının kırılıp değiştirilmesine yardım eder, ebeveyn adına hiyerarşiyi güçlendirir, berrak ve esnek sınırlar oluşturur, daha uyumlu alternatif ilişki kalıplarını harekete geçirir, aile üyelerinin pozisyonlarını netleştirir.

Yapısal aile terapisinde problemin tanımlanması önemli bir terapi amacıdır. Fonksiyonun bozulmasını sağlayan noktanın nerede olduğu bulunmalıdır. Problemin, sistem içindeki diğer problemlerle ilişkisi, problemin oluşumunda ve korunmasında etkin olan sistemler terapi boyunca ele alınacaktır.

Yapısal modelde aile terapisi yapılırken önce sınırlara bakılır. Sınırlar, birey ve ait olduğu alt sistem arasında, alt sistemlerle aile arasında ve aile sistemi ile sosyal çevre arasındadır.

Sınırların ayrıklık ucunda ise katılık, sabitlik ve geçirgenlikten yoksunluk söz konusudur. Her birey, kendi yönünde hareket etmekte, birbirleri arasında bağ kopukluğu yaşanmaktadır.

Bazen de sınırlar ihlal edilebilmektedir. Büyük kardeşin küçüğüne ebeveynlik yapması bir sınır ihlalidir.

Aile yapısında birliktelik de önemlidir. İki üye ortak bir amaçta birleşirken, üçüncü üye dışarıda kalabilir ya da iki aile üyesi birleşerek üçüncü kişiye karşı tavır alabilir. Bu şekilde koalisyona gidildiğinde iki birey kendi streslerini azaltmak için üçüncü kişiyi çıban başı ilan edip, problem kaynağı olarak gösterebilirler.

Her üyenin, bir aktivitenin sonucunu etkilemedeki görece etkisi ise yapısal aile terapisinde “güç” olarak tarif edilir. Aile içinde işlevsel gücün olmaması önemli problemlerden biridir. Güç eksikliğinde birey, aile içinde, yaşının gerektirdiği şekilde davranamaz.

Özetle, yapısal aile terapisi sınırlar, birliktelik ve güç üzerinden giderek aile sorunlarını ve bireysel problemi çözmeyi hedefler.

Aile Sistemleri Teorisi:

Psikodinamik yönelimli yaklaşımlar ile sistem yaklaşımları arasında bir köprü gibi olan aile sistemleri teorisi Murray Bowen tarafından geliştirilmiştir.

Aile sistemleri teorisinin uygulandığı aile terapilerinde ilişkiler sistemi ve kişilerin sistem içi pozisyonel işlevsellikleri önemlidir. Bu psikoterapide teknikten önce teori önem taşır. Bu öğretinin en önemli öğesi terapistin kendi aile sistemini ve teorik görüşlerini terapiye aktarmasıdır.

Kişinin farklılaşma düzeyi, sorunla ilgili anksiyete düzeyi ve anksiyete ile baş etmek için kullandığı mekanizmalar terapinin yönünü belirleyecektir.

Aile sistemleri teorisi, normal aile fonksiyonunu kendiliğin farklılaşması, entelektüel ve emosyonel dengenin oluşması üzerine kurar.

Benlik farklılaşması, birliktelik ihtiyacı ile bireyselleşme ihtiyacı arasındaki dengenin kurulmasında çok önemlidir. Benlik farklılaşması zayıf olduğunda ilişkide birleşme, kaynaşma meydana gelir. Yani, kişiler ilişki içinde bireyselliklerini koruyamazlar. Emosyonel tepkisellik artar, beklenti düzeyi gerçeklik sınırlarını aşar. Terapide çözülmesi gereken nokta budur.

Benlik farklılaşmasındaki zayıflık kuşaktan kuşağa aktarılabilir. Çift arasında ya da aile bireylerinin ikisi arasında oluşan anksiyeteyi azaltmak için üçüncü bir parça devreye girer. Bu, evlilik dışı bir ilişki olabildiği gibi, bireyin kendini işine vermesi, herhangi bir başarıya odaklanması gibi herhangi bir konu da olabilir.

Çiftin ilişkilerinde, evlilik ya da aile içinde, akut ya da kronik bir gerilim ortaya çıktığında çiftler birbirinden uzaklaşabilir, çatışabilir ya da ilişki uyumunu korumak için eşlerden biri kendini feda ederek her şeyden feragat edebilir.

Aile sistemleri teorisinde çekirdek ailedeki kardeş pozisyonlarının evlilik ilişkisine farklı düzeylerde yansıdığı kabul edilir. Aile terapisinde bu nokta dikkate alınır.

Özetle, bu aile terapisi yönteminde benlik farklılaşmasını sağlamak ve bireyin çekirdek ailesi içinde kendi benliğini korumasını başarması hedeflenir.

Sistemik- Stratejik Aile Terapisi:

Bu aile terapisi yöntemini Palo Alto ve Milan grubu geliştirmiştir. Problemin, ilişki kalıbı içinde yerleşmiş iletişimsel eylem olduğu kabul edilir. Hiyerarşik yapı kötü işlev görmekte, yaşam döngüsü geçişlerine uyum sağlanmamakta, günlük problem çözme çabaları başarısız kalmaktadır.

Sistemik stratejik aile terapisi yöntemi ile aile terapisi uygulanan çiftlerde, bir kişinin değişiminin kaçınılmaz olarak diğerini de değiştireceği varsayılır. Aileye kendi ikilemlerini sunmak terapinin odak noktasıdır.

Çift ile semptomun anlamı üzerine tartışmak, terapötik tartışma adını alır ve birinci derecede önemlidir. Bu tartışmalarda aile üyeleri ve eşlerin problem algılarını, çözüm algılarını değiştirici yeni tanımlamalar yapılır.

Aile terapisi boyunca bireylerin söylediklerinden çok yaptıkları, duyguların fonksiyonları ve problemin nedeni ile çözümünü nasıl algıladıkları, birbirlerinin bakış açılarına nasıl tepki verdikleri irdelenecektir.

Bu aile terapisi yönteminde amaç, yalnızca mevcut olan problemi çözmektir. Bundan dolayı, aile terapisti psikoterapiyi yürütürken bireysel teşhisle ilgilenmez.

Sistemik-Eksperiyantal-Hümanistik Aile Terapisi:

Varoluşsal etkileşimin terapinin özü olarak kabul edildiği bu aile terapisi yönteminin teorisyen ve uygulayıcıları Whitaker, Satir ve Kempler’ dir. Aile ile yoğun interaksiyona girerek, ailelerin değişimi hedeflenir. Seans sırasında spontan yaşanana, “anın” önemine vurgu yapılır.

Bu ekolde sağlıklı aile, önüne ne sorun çıkarsa çıksın, gelişmeye açık, yapıcı uyarıları dikkate alıp faydalanan, olumsuz geri bildirimlerden gocunmayan, en az 3-4 kuşaktır bu entegrasyona sahip bir bütün olarak tanımlanır. Güç dağılımı esnek, bireyler rol seçimlerinde özgür, her rol ailenin her üyesine açık, bireyin kendisi olmakla ilgili büyük bir seçme özgürlüğü vardır.

Aile yaşam döngüsünden kaynaklanan bir stres, bütün üyelerce tanınır ve birlikte göğüslenir. Patolojik aileler ise bütünlük hissine sahip değildir.

Aile terapisini yürütürken berrak iletişime önem verilir, bireyin, çiftin ve ailenin doğrudan ve hemen paylaşılan deneyimler yoluyla büyümesi ve olgunlaşması sağlanmaya çalışılır. Aile üyelerinde aidiyet duygusunu yüreklendirmek ve bireyselleşme özgürlüğünü sağlamak psikoterapinin ve aile terapistinin amaçları arasındadır.

Bu yaklaşımda aile terapisti önce aile interaksiyonunun bir parçası olup, adeta bir antrenör ya da bir büyükanne/büyükbaba yerini tutar. Terapi ilerledikçe stresi aktive edici, gelişimi arttırıcı ve yaratıcılığı uyarıcı rol alır. Terapinin sonlanım aşamalarında ise terapist artık sadece bir gözlemci pozisyonundadır.

Terapi boyunca içgörü ya da yorum değil, deneyimler sunulur. Aile üyelerinden birinin günah keçisi seçilmesi, terapistin esnek olmaması, sistemik-eksperiyantal-hümanistik aile terapisinin en büyük eksikliğidir.

Ailelerin spontan duygularla panik halinde davrandıkları boşanma sonrası dönemlerde, kronik sorunlara sahip ve değişime açık olmayan ailelerde, manik veya psikotik üyesi olan ailelerde, evlat edinilmiş çocuk bulunan ailelerde bu yöntemle aile terapisi yapmamak daha uygundur.

Aile Terapisinde Bilişsel Davranışçı Yaklaşım:

Aile terapisinde bilişsel davranışçı yaklaşımın kurucuları Jacobson, Liberman, Patterson ve Alexander’ dır.

Bu teoride uyumsuz aile fonksiyonunda uyumsuz davranış, iletişimsel aksaklık ve olumsuz davranışların yanlışlıkla pekiştirilmesi ve olumlu davranışların yetersiz ödüllendirildiği varsayımı geçerlidir.

Davranışçı aile terapistleri evlilikteki uyumsuzluğu, olumlu pekiştirecin azlığı ya da yetersizliğine bağlarlar. Çiftin nelerden hoşnut olduğu ya da olmadığı terapinin odak noktasıdır.

Davranışçı aile ve çift terapisinde çiftlerden eşi üzerinde pekiştirici etkisi olan davranışları tanımlamaları istenir, bu davranışların sıklığını arttırarak problemler çözülmeye çalışılır.

Bu terapi yönteminde uzun süreli değişim ve temel problemi çözmek yerine yalnızca semptomu tedavi etmek amaçlanır.

Aile Terapisinde Dinamik Yaklaşım:

Dinamik aile terapisi anlayışı, sağlıklı ve normal aile fonksiyonunu, ebeveyn ilişkilerinin güncel gerçekler üzerinde temellendirilip, ebeveyn koalisyonunun sağlandığı, kuşaklar arası sınırların belirli olduğu bir yapı olarak tanımlar.

Ailenin kökeninden kaynağını alan, çözülmemiş çatışma ve kayıpların aileye yansıdığı durumlar ise disfonksiyonel aileyi oluşturur.

Dinamik yaklaşım ailenin yazgısını, büyük ölçüde, aileyi oluşturan bireysel kişiliklerin erken dönemdeki gelişimleri tarafından belirlendiğini savunur. Buna göre, eşler, olgun ve sağlıklı yetişkinlerse, aile de sağlıklı ve uyumlu olacaktır. Bu aileler diğerlerine bağlı, açık, ulaşabilir ve ulaşılabilir, açık ve anlaşılır, ayrılık ve bireyselliğe saygılı, gücü paylaşan, uyumlu koalisyona gidebilen, müzakereci, esnek, mizahi yönleri kuvvetli, destekleyici ailelerdir.

Aile bireyleri birbirlerine karşı ve rekabet içindeyse, eşlerden biri çarpıcı biçimde diğerinden baskın durumda ise, çiftlerden biri kimliği pahasına uyumu sağlamaya çalışıyorsa, gerçek yakın bir ilişki kurulamamışsa, bireyler aile rol yapısına sıkışarak gerçek dünyaya açılamamışlarsa, bireyler ayrı kimliklere sahip değillerse, eşlerden biri gerçeği gözardı ederek ve çarpıtarak diğerini dolaylı olarak kontrol ediyorsa ailede çatışma ve huzursuzluk kaçınılmazdır.

Aile terapisinde dinamik yaklaşımda kişilik gelişimi ve yapısal değişim hedeflenir. Ayrılma-bireyleşmeyi başaran aile üyesi sağlıklı birlikteliklere adım atacaktır.

Dinamik aile terapisinde sıklıkla işlenecek en önemli konu savunma mekanizmalarıdır. İnsanlar kısmen bilinçli, çoğu zaman da çeşitli savunma mekanizmaları ile acı, keder, üzüntü, korku, sıkıntı, bunaltı, engellenmişlik, bastırılmışlık ve zorlanmışlık gibi duygularla baş etmeye çalışırlar. Savunma mekanizmalarından bazıları şunlardır.

İnkar: İnkar sayesinde farkında olunan ya da olunmayan rahatsızlık verici duygu, bilgi ve sorumluluklar reddedilir. İnkâr, algılama ve hatırlamaya karşıttır. İnkar ile birey anksiyetesini, beğenmezliğini önlemeye, güvensizliği ile mücadele etmeye, acıdan sakınmaya çalışılır. Bu sayede ego bütünlüğü korunur.

Özdeşim: Değişik derecelerde, başka bir bireye benzemeyle tanımlanabilecek mental bir mekanizmadır. Özdeşim, kişilik gelişiminde, öğrenme sürecinde, sosyalleşme sürecinde faydalıdır. Sevgi, kabul görme, güvenlik gibi ihtiyaçlar da özdeşim sayesinde gelişir.

Rapport (ilişki içinde bulunan çiftlerin birbirlerine benzer şekilde düşünmesi), sempatiko (karşılıklı mutlu olma ve bakış açılarında bir harmoni bulunması), sempati (bir kişinin diğer bir kişiye bindirilmiş yakınlığı), empati (diğer bir kişinin duyguları, hissedişleri ve davranışları üzerinde hissedişe sahip olma) ve kompati (emosyonel duyguların çok yakın olarak paylaşılması) aile terapisinde karşılaştığımız özdeşim mekanizmasının farklı açılımlarıdır.

İnkorporasyon: İnkorporasyon özümleme, kapsama, dahil edilme, bir yapma anlamındadır. Fakat özümlenmiş olan her şey, aynı zamanda yok edilmiştir. Ego, yıkıcı ve yok edici dürtüleri yerine getirirken, özümlemeyi düşmanca bir şekilde kullanır.

Evlilikte özümleme, bazen sarmalama-kuşatmaya gidebilir. Eşlerden biri diğerini kontrol etme, yönetme ve eşini gölgede bırakma davranışı gösterebilir. Bu durum sadizm, aşırı zalimlik ve yıkıcılığa dönebilir.

İnternalizasyon: Özümleme ve içe almanın karışımıdır.

İntrojeksiyon: Sevilen veya nefret edilen dış obje, sembolik olarak kişiyle birleşir. Çoğu kez “depresif içe alınanın” varlığıyla karakterizedir. Bu depresif reaksiyonlarda çok önemli bir dinamizmdir.

İnversiyon: Kabul edilmeyen, kovulan, istenmeyen arzu, istek, duygu ve dürtülerin tamamen değişip, onun zıttı haline gelmesidir. Eşcinsellikte, kendi cinsinden birini seks objesi yapma yani heteroseksüel dürtülerin homoseksüel dürtülerle yer değiştirmesi söz konusudur. Bu bir inversiyondur.

Kısa terapi:

Kısa terapi bireysel, çift ya da aile terapilerinde kullanılan, danışanın şikayetinin problem olduğunu, bir semptom ya da başka bir şey olmadığını savunan bir psikoterapi yöntemidir. Bu ekole göre insan davranışının, bireyin intrapsişik çatışmaları sonucu oluştuğuna inanmak yerine davranışın aile, arkadaşlar, iş arkadaşları gibi belli bazı kişilerle olan interaksiyonun bir fonksiyonu olarak oluştuğu savunulur. Bireyin davranışını kalıcı ve sürekli kılan temel öğe diğer kişilerin davranışlarıdır.

Aile terapisti, kısa terapide danışanların şikayetlerini problem tanımına dönüştürerek “neden” sorusunu “nasıl ve ne” sorularına dönüştürür. Sağlıklı ve sağlıksız aile, fonksiyonel ve disfonksiyonel ilişkiler ayrımı kısa terapide yoktur. Terapideki amaç, semptomun giderilmesi değil, danışanın, belirlenen amaca ulaşmak için spontan şekilde davranmasını sağlamaktır.

Kısa terapi ile diğer modeller arasındaki en önemli farklardan biri, durum veya sorun ne kadar büyük ve karmaşık olursa olsun, insan davranışındaki küçük bir değişimin, büyük değişimleri tetikleyecek domino etkisi yapabildiğine inanmasıdır.

Kısa terapi ile yapılacak çift ve aile terapilerinde tüm aile ile görüşmek, çiftlerin her ikisini de terapiye almak gerekmez.

Normal yaşam zorluklarının yanlış şekilde ele alınması, aile problemlerini ortaya çıkarmakta ve kalıcı olabilmektedir. İş kaybı, evliliğe hazırlık, çocuğun doğumu, çocukların okula başlaması, çocuğun ergenliğe girmesi, çocuğun evden ayrılması, ölüm ya da boşanma nedeniyle eş kaybı gibi olaylar bunlar arasında sayılabilir. Kısa terapi bu tür aile ve evlilik sorunlarında etkili bir psikoterapi yöntemidir.

Kısa terapide 3 hayati soru vardır. 1) Sizi bugün buraya getiren problem nedir? 2) Şikayetiniz nasıl bir problemdir? 3) Tedaviden beklenti nedir?

Kısa terapide konstrüktivizm kavramı önemlidir. Konstrüktivizm, gerçekliğin var olduğunu varsaymak ve onu nasıl keşfedeceğimizi sormak yerine dikkati, gözleyen sistemlere yani her bir bireye kaydırır. Kişinin bilgiyi, çevreden gelen uyarıcılarla kendi zihninde önceki deneyimlere dayanarak yapılandırması konstrüktivizm olarak tarif edilebilir konstrüktivistler, bilginin gerçekliğe göre olduğunu öne sürerler.