ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Evlilikte Bağımlılık

“Defalarca ayrılmayı denedik ama olmuyor, kopamıyoruz.”, “beni dövse de, sövse de aldatsa da ondan vazgeçemiyorum”, “Ne böyle senle, ne de sensiz”, “o olmadığı zaman kendimi eksik hissediyorum” gibi cümlelerin içeriklerinde hep bir bağımlılıktan söz etmek mümkündür. Maalesef ki bu şekilde devam eden ilişkiler sağlıksız bir döngüye ve kronik bir mutsuzluğa mahkumdur. Bu tip ilişkilerde bağımlı olduğunu tespit ettiğimiz bir bireyin bağlanma stillerinin tespiti ve bunların yeniden yapılandırılmasıyla bağımlılıktan bağlılığa doğru adım atabilmek mümkündür.

‘Tek başıma ben bir hiçim’ ifadesini yaşam felsefesi edinmiş kişilerle mutlaka karşılaşmışızdır. Bu kişilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için lokomotif görevini üstlenecek birisine ihtiyaçları vardır. Çocuklukta bunlar anne, baba ve /veya kardeşlerdir, yetişkinlikte ise bu genellikle partnerleridir.

Bağımlı bireylerin kişisel özellikleri:

•Bağımsız karar vermede güçlük çekerler.

•Yalnızlık korkusuyla yaşarlar.

•Eleştiriye tahammülleri yoktur.

•El âlem ne der kaygısını çekerler.

•İlişkilerdeki her türlü değişimden korkarlar.

•Bağımlı oldukları kişileri kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarını onların ihtiyaçlarına tercih ederler.

•Hep yaranmaya çalışırlar.

•Sevgi arayışı içindedirler.

•Beğenilmeye çabalarlar.

•Yaşamın içinde olmaktan çok dışında olmayı tercih ederler.

•Pasiftirler, sorumluluk almaktan kaçınırlar.

Bağımlı bireylerin hayata dair iki ana inancı vardır. Bunlardan ilki: ‘Tek başına bu dünyada hiç bir şey elde edemezsin’, diğeri ise ‘diğer insanlar daha güçlü, eğer onların hoşuna gidersen sana mutlaka yardımcı olurlar’. Bu temel inançlardan yola çıkarak, diğerine bağlı kalabilmek için kendi ihtiyaçlarını göz ardı edip, hedefteki kişinin kurallarına göre hareket ederler. Birilerine yaranabilme çabası içinde olan benliklerine aykırı davranırlar, böylece sahte bir hayat yaşarlar.

Bağımlılık kendini iki şekilde gösterebilir: pasif bağımlılık ve aktif bağımlılık. Aktif bağımlı kişi bağımsızca hareket edemediği için partnerine sıkı sıkıya bağlanır ve ona yaranabilme çabası içinde hareket eder. Kişisel ihtiyaçlarını eşin ihtiyaçlarına göre ayarlar. Adeta partnerinin kişiliğinin bir parçasına dönüşür. Pasif bağımlı birey ise her şeyden elini ayağını çekip hayatının seyircisi olur, hiçbir şey yapmaz. Kendini, partnerinin kendisinin yerine kararlar vermesine bırakmıştır.

Bağımlılık Tohumlarının Kök Salışı;

Her birey annesinin karnındayken her türlü bağımlıdır. Dünyaya geldikten sonra da bu bağımlılığı devam eder. Çünkü bebek en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayacak durumda değildir. Doğal olarak bebeğin ihtiyaçlarını karşılama görevi, anne veya bakıcının sorumluluğundadır.

Her ne kadar bağımlılığa yatkınlık doğuştan herkeste var olsa da, bir o kadar bağımsız olabilme potansiyeli de vardır. Birey doğduğu andan itibaren her saniye büyümekte ve gelişmektedir. Gelişim aşamalarını sağlıklı bir şekilde adımlayan birey doğal olarak ‘bağımsız birey’ olmaya doğru yol kat etmektedir. Adımlarını atarken ebeveyni pusula gibi yolu göstermektedir. Nasıl ki bozuk pusula doğru yoldan sapmamıza ya da kaybolmamıza neden olabiliyorsa, aynı şekilde çocuğa aşırı düşkün ve ya ihmalkâr anne/bakıcı çocuğun sağlıklı gelişiminin sapmasına sebep olabiliyor.

Kimler daha bağımlı?

Cinsiyet açısından bakıldığında kadınlarda bağımlı kişilik, erkeklere nazaran 3 kat daha fazla görülmektedir. Bunun başlıca nedenleri, toplumlarda her iki cinse karşı olan beklentilerin farklı olmasıdır. Bunun en bariz örneği ataerkil toplumlardaki kız ve erkek çocukların yetiştirilme tarzlarındaki farklılıklardır. Kısaca; bağımlılık, kültürel temelli bir psikososyal olgudur.

Erkeklerde sıklıkla eşe ya da anneye karşı bağımlılık görülür. İkisinin de temeli anne-çocuk ilişkisinden gelse de, birinde annelik görevi eşe yüklenmiştir, diğerinde ise infantil yetişkin durumundan söz edilebilir. İnfantil, yani bebeksi yetişkin, sorumluluk almayı reddeden, pasif, yaşama katılmamayı tercih eden, bakıma ihtiyacı olan ve annesinin oğlu olmaya devam eden bir kişidir. Böyle bir erkekle evli olan kadın, eşine söz geçiremez ve kayınvalidesinin etkisinden kurtulamaz.

Evlilikte bağımlılık kendini ne şekilde göstermektedir?

Bağımlı bireyler hayat arkadaşı olarak genellikle daha güçlü, daha aktif bireyleri tercih etmekteler. Eş olarak seçtikleri kişi, her ikisi adına hayati kararları verebilecek, tüm ailevi sorumlulukları üstlenecek, kısaca evin reisi olacak kapasiteye sahip olmak zorundadır.

Bazı çiftler öyle bir uyum içerisindeler ki, dışarıdan bakıldığında mükemmel bir çift olarak tarif edilebilirler. Bazıları gerçekten de sağlıklı uyumu yakalayabilmişlerdir. Ancak bir kısmı köle efendi ilişkisi içerisindeler. Şöyle ki, eşlerden biri kendisiyle ilgili tüm kararları ve sorumlulukları diğer eşe teslim etmiş durumdadır. Teslim alan eş ise kendi kişilik özelliklerinden dolayı bu durumdan hiç de şikâyetçi değildir. Bu tipolojide olan çiftler ilişkileri sağlıksız olmasına rağmen, genellikle hayatı boyu evliliklerini devam ettirirler.

Yukarıda tarif edilenin zıddı durumlarda bağımlı olanın eşi, iki kişilik sorumluluğu üstlenmeye karşıdır. Eşi her ne kadar şikâyetçi olsa da, karşı taraf kendine düşen sorumluluğu alamamaktadır. Böylece bu evlilikler genellikle boşanma ile sonuçlanmaktadır.

Türk toplumunun kadın ve erkeğe yüklediği roller dikkate alındığında, bağımlı olan eş kadınsa, bu çoğunlukla fazla göze batmayan bir durumdur. Kadın ev işleriyle uğraşırken, erkek evi maddi anlamda geçindirmekle sorumludur. Ancak kırsal bölgelerden büyük şehre doğru gelindiğinde kadınla erkeğe yüklenen sorumluluklar neredeyse eşdeğerdedir. Burada sorunlar burada başlar. Bağımsız yaşam tarzına alışık olmayan kadın, kendini sudan çıkmış balık gibi hisseder. İster iş hayatı olsun ister evliliği, etrafında bağlanabileceği birisini aramaya koyulur.

Kişiyi bağımlı olmaya iten bir diğer faktör de paradır. Parasal açıdan bağımlı hale gelen kişi, bilinçaltı düzeyinde kendini sadece maddi anlamda değil, manevi olarak da borçlanmış hissedebilir. Böylece bu faktörün rehini olan çiftlerin evlilik ilişkileri yeni bir boyuta geçiş yapar. Borcunu ödemek için kişi bağımlı olduğu partnerine karşı duygusal olarak yaranmaya çalışır, ancak kendini borçlu hissetmesinden dolayı kurtarıcısına karşı içten öfke de besler. Öfke ile minnettarlık duyguları girift olduklarından, kişinin ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenir.

Sağlıksız bağımlılıktan, sağlıklı bağlılığa nasıl geçilir?

Bağlı olmak mı, yoksa bağımlı olmak mı? İkisinin de kökeni bağ (yani ilgi, ilişki, rabıta)’dan geliyor ancak biri sağlıklı davranış örüntülerini tanımlarken, diğeri sağlıksız olanları ifade etmektedir. Birisine bağlı olmak sağlıklı olmayla birlikte beklenen bir davranıştır. Bağlılık, yakınlığı koruma ihtiyacıdır ve bireyin ruh sağlığını olumlu etkileyecek zengin duygusal repertuara sahiptir.

Her bireyin doğuştan itibaren yakın ilişki kurma ihtiyacı vardır, bağlanabilme özelliği ile de bu ihtiyacını gidermektedir. Evlilikte eşine bağlı birey sorumluluk sahibidir, ilişki içerisindedir, gerektiğinde yalnız kalabilen, karar verebilen, kendine güvenen ve yeten biridir.

Bağlı olmayla bağımlı olmanın arasındaki farkı kavradıktan sonra yukarıda tarif edilen özellikleri gözönünde bulundurarak bağımlı yapıya sahip olduğunuzdan şüpheleniyorsanız bazı adımları takip etmenizde yarar vardır.

1.Değişime karşı istekli olmak: Otomatik davranışlar ve tepkiler alışkanlık haline gelmiştir ve bunlardan kurtulmak için epeyce çaba sarf etmek lazım.

2.Yakınından doğru destek almak.

3.Uzman desteği: Kişiliğin bir parçası haline gelmiş olan özelliklerden uzman desteği olmadan kurtulmak oldukça güçtür.

4.Motivasyon: Olumlu telkinlerle kendini motive etmek. Başarabileceğine inanmak.

5.Sabır: Diğer ilkelerin de etkili olabilmesi için olmazsa olmaz koşulu.