ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Sevgiye Bağımlı Olmak

Sevgisiz bir yaşam mümkün mü? Sevgide siyahla beyaz gibi net bir ayırım yapılabilir mi? Sevgi bir gereksinim mi, yoksa bir bağımlılık mı? Hastalıklı sevgi olabilir mi? Sevgi alınır mı, verilir mi? Bu gibi sorular hepimizin aklından geçmekte, zaman zaman çelişkiler yaşamaktayız.

Gerçek mutluluk ve doyumlu bir ruh hali bağımlı sevgiden uzaklaşıp, sağlıklı sevgiye ulaşmakla mümkündür. Sevgi tohumları, bebeğin anne ve babasından aldığı şefkat ve sıcaklıkla atılır. Çocuk sevgiyi aldıkça, kendi değerini, yaşamın değerini ve başkalarıyla birlikte olmanın değerini öğrenecektir. Bu dönemdeki her türlü olumsuz yaşantı, erişkin dönemde kendini ya da başkalarını sevme konusunda sevgi problemleri yaratacaktır.

Sevgi bağımlılığında, kişi, kendi duyguları pahasına başkalarını ön plana alır. İhtiyaçlarını karşılamak, korku ve acıdan korunmak (karşıdakini hayal kırıklığına uğratmaktan korkmak, başarısızlıktan korkmak, reddedilmekten korkmak, yalnızlıktan korkmak, öfkeden korkmak, hastalık ve ölümden korkmak gibi ), güç kazanmak, sorunlarını çözebilmek için kendine değil, başkalarına güvenir. Kendi pasif kalarak tüm kontrolü karşıya verir. Her zaman kendisiyle ilgilenilmesini, anlaşılmasını ve problemlerinin çözülmesini bekler. Bunu sağlamak için de her şeyden feragat ederek onunla ilgilenir. Burada bilinçdışı, bağımlı sevgiyi hayatta kalmanın tek yolu olarak görmektir. Bu kişiler kendini sevmeyen bireylerdir. Kontrolü elde etmek için bağımlı ilişkilere girmekte, farkında olmadan tüm kontrolü karşı tarafa devretmektedir.

İnsanlarda içgüdüsel olarak birine bağlı olma arzusu vardır ve biyolojik düzeyde ayrılıklar içsel dengeyi bozmaktadır. Bu dengenin temelleri doğumla birlikte oluşmaya başlar. Bebeğin tüm dünyası açlık, susuzluk, rahatsız bir ortamdan uzaklaşmaktır. Bu ihtiyaçları sağlandığı sürece ve sevildikçe güvende hissederler ve hayat gayet güzeldir. Olgun sevgi böyle gelişir. Bebeğin bu gereksinimleri karşılanmadığında rahatsızlık ve panik duygusu gelişecek, kendisine, başkalarına ve hayata güveni sarsılacaktır. Bu da bağımlı sevginin temelidir. Bu korku dolu, kötü anılar bilinçdışında saklanır. Yetişkin dönemde bazı gereksinimlerin karşılanmaması, birisi tarafından reddedilme, beğenilmeme gibi durumlarda bilinçdışındaki korkular açığa çıkar ve birey kendi kendine yetebilme, problemlerini çözebileceği inancını unutabilir. Bu durumda da başkalarına sarılma yani bağımlı sevgi geliştirirler.

Bağımlı sevgi oluşumunda kültürün ve edinilmiş cinsiyet rollerinin de büyük rolü vardır. Erkeklerde şefkat, korku, üzüntü gibi duyguların gösterilmesinin güçsüzlük ve utanç kaynağı olarak algılandığı, kadınlarda duygusallık ve pasifliğin yüceltildiği toplumlarda şahıslar bireysel düzeyde kendilerini ifade etmekte sınırlı davranacaklar, sahip oldukları güç ve yeteneklerin farkına varamayacaklardır. Bu bağımlı sevgi kavramı aslında günlük hayatta televizyon dizilerinden sinema filmlerine, edebiyattan müziğe hemen her alanda karşımıza çıkmaktadır.

Aileden öğrenilmiş problem çözme yöntemlerinde eksiklik ve yetersizlikler de kişileri bağımlı ilişkilere itmektedir. Anne babalarına inanmak ve onlar gibi davranmak üzere yetiştirilen çocuklar, ebeveynlerinin bilgisizlik ve yeteneksizliklerinin cezasını erişkin dönemde çekebilmektedirler. Öğrenilmiş davranış kalıpları mutsuzluk ve hayal kırıklıkları yaratıyorsa mutlaka yeni ve etkin çözüm yöntemleri aramalıdır. Psikoterapilerde insanların denge ve huzura kavuşmak için ihtiyaç ve istekleri öğrenilerek, onlara ulaşmak için yapılması gerekenler öğretilir.

Sağlıklı sevgide manevi doğamızı keşfetmek de gerekir. Bu bizi hayvanlardan ayıran en önemli özelliklerimizdendir. Maddi ihtiyaçlar ve dünyevi zevklerin ötesine geçip, yaşamın anlam ve amacını sorgulamayan bir düşünce yapısı sağlıklı sevgiye geçemez. Bu kendini gerçekleştirme yolculuğunda fiziksel ve içgüdüsel olandan mantıklı olana doğru bir gelişim söz konusudur. Hayatta kalmak ve güvenliğini sağlamak temel içgüdü iken, manevi yön kişisel gelişimi ve diğerleriyle kaynaşıp birleşmeyi hedefler. Kişilerarası birleşme arzusu insan ırkını bir arada tutan en önemli itici güçtür. Erotik aşk, manevi sevgi ile tamamlanmadığında bir yan her zaman eksik kalmaktadır. Bu bağlamda sadece yalnızlıktan uzaklaşmak ve cinsel doyuma yönelik ilişkiler de bir sevgi bağımlılığıdır.

Kendini gerçekleştirme noktasına yaklaşmış kişiler, kendini, diğer insanları ve dünyayı olduğu gibi kabul ederler yani gerçekle yüzleşmekten korkmazlar. Doğal ve içten olup, dikkatleri kendilerinden ziyade dışarıya ve sorunları çözmeye yöneliktir. Bağımsızdır, kendi sorumluluğunu yüklenir, özel hayatına önem verir, kendini dar kalıplarla sınırlamaz, olaylara at gözlünden bakmaz. İnsanlara bağlıdır, gerçek dostluğun değerini bilir, yüzeysellikten uzak derin ilişkiler yaşar. Onlar için demokrasi araç değil, amaçtır. Sebeplerle sonuçları birbirine karıştırmaz, içinde bulunduğu şartlara takılıp kalmak, bahane üretmek yerine, onları aşmayı tercih eder.

İnsanlara olan sağlıksız bağımlılığın bir çok psikolojik nedeni vardır. Psikolojik bağımlılıkların altında zamanında doyurulmamış ihtiyaçlar ve halihazırda bunları telafi etmeye çalışan bilinçdışı tepkiler yatar. Pratik hayatta kötü bir davranıştan kurtulanların çoğu da bunun yerine başka zararlı bir davranışı koyma eğilimindedirler. Bunun yanlışlığını görseler bile bu davranış tuzağından kolay kolay kurtulamazlar. Böyle kişiler bağımlılık özelliği taşıyan kişilik yapısındadır. Mutlaka psikolojik destek gerekir.

Sağlıklı ilişkiler yaşanması için genel karakterimizi oluşturan çocuk benlik, yetişkin benlik ve ebeveyn benlik özelliklerinin belli olgunluğa erişmesi ve birbiriyle uyum içerisinde olması gerekir.

Çocuk benlik durumunda hayat duyular, hisler ve arzular yoluyla algılanır. İstek ve ihtiyaçlar tanımlanarak dış dünyadan almaya çalışılır. Tamamen aciz ve kendini koruma yeteneğine sahip olmayan bebek, anne babayla tek bir vücut olma durumundadır. Sağlıklı bir anne, baba, çocuk ilişkisinde sevgi, koruma ve bakım anne baba tarafından sağlanır ve ilk bağlılık gelişir. Bu ilk bağlılık çocuğun ilerideki yakın ilişkiler, içtenlik, özgürlük, insanlara sevgi ve bağlılığın temellerini atar. Burada bahsettiğimiz bağlılık, bağımlılık demek değildir.

Yetişkin benlik durumunda ise mantık, duygusallığın önüne geçer. Toplanan tüm bilgi işlemden geçirilerek sonuca varılır. Burada önemli olan doğru bilgi alınmasıdır. Ancak doğru bilgiler işe yarar ve işlevsel sonuçlar ortaya çıkarır. Maalesef birçok kişi yetersiz veya yanlış bilgiye sahip olduğundan problemlerini doğru şekilde çözememektedirler.

Ebeveyn benlik durumu ise karakterimizin son kısmını oluşturur. Hayatımızı düzenleyen kurallar, yapılacaklara verilen izinler ile bir nevi anne baba rolü üstlenir. Verimli bir hayat sürmemiz için bize kılavuzluk yapar. İçimizdeki çocuğu denetler, zaman zaman eleştirir ve engeller.

Sağlıklı ilişkiler yaşayabilmek için her üç benlik durumunun da gelişimini olgun biçimde tamamlaması ve doğru bilgilerle donatılmış olması gerekmektedir. Her dönemin kendine özgü ihtiyaçları karşılanmış, desteklenmiş, değeri, yetenekleri, hak ve sınırları anlaşılmış olmalıdır.

Özetle, sevgi bağımlıları birisiyle birlikte olmadıklarında yaşayamayacaklarını düşünürler. Kendi başlarına var olma eksikliğini karşıdakiyle kapatacaklarını sanırlar. Bireyin içindeki çocuksu sevgi, karşıdakini sevdikçe sevileceği ve değer göreceği algısındadır. Bu sevgi aynı zamanda benmerkezcidir. Acı ve korkulardan korunmak, yaşamını sürdürmek için sevmektedir