ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Çocuk İle Anne Baba Arasında Güç Çekişmesi

Bebekler ortalama 18 aylıkken annesinden ayrılık ve farklılığın bilincine varmaya başlar. Çocuğun deneyimleri sınırsız bir güce sahip olmadığını göstermiş, özsaygısı darbe yemiş ve utanca karşı hassaslaşmıştır. Çocuk, güç timsali anne, anneye bağımlılığı ve yardıma muhtaçlığıyla yüzleşmek durumundadır. İçinde baş gösteren ayrılık tedirginliği depresif bir ruh haline sokabilir. Bu dönemde anne veya çocuğun bakımıyla ilgilenen yetişkinin gücünü iyi ve etkili bir şekilde kullanması çocuğun güvenlik ve özsaygı hislerinin oluşumunda temel etkendir. Anne babanın gücü benliğe karşı, sadece verilen değil, geri çekilen, engellenen, kısıtlanan bir şey olarak yaşanırsa, çocuk bu güçten nefret etmeye başlar, onu kıskanır ve denetlemeye çalışır. Bu denetleme davranışının altında temel güven eksikliği ve tedirginlik yatar.

Ebeveynlerin, bebeğin ortaya çıkan gücüne verdikleri tepki, onun içsel gücünün gelişimini birebir olumlu veya olumsuz etkileyecektir. Ayakkabısını giymeye çalışan bebeği alışverişe geç kalıyoruz diyerek kucaklayıp kendimiz giydirmek veya mamasını kendisi yemek isterken üstü kirlenmesin diye bizim yedirmemiz çocuğun içsel gücünü geliştirmesine engel olan hatalı ebeveyn yaklaşımlarıdır. Bebeğin bireyselleşme çabalarına engel olmak kadar kayıtsız kalmakta negatif sonuçlar doğuracaktır. En doğrusu ise bu çabaları sevecenlikle desteklemek, onore etmektir.

Çocuğun üstünlük girişimlerine etkin şekilde müdahale eden, istemeden de olsa iç güç ifadesinin istenmediğine dair mesajlar veren anne baba, onu olumsuz şekilde şartlayabilir. Bazı çocuklar bu durumlarda ihtiyaç duydukları ebeveynle ilişkilerini güvence altına almak için pasif (edilgen) tavır alıp, güçlerinden vazgeçerek uyumlu olma yolunu tercih edebilirler. Bu sayede ebeveyn onayını garantiye alarak insanlar arası güç kazanacaklardır. Bu güç ise benliğin yok edilen iç gücü pahasına elde edilmiştir.

Bazı çocuklar ise istediklerini yaptırmakta ısrarcı olacak, huysuzluk yapacak ve 2 yaşındaki çocuk ile anne baba arasında klasik güç çekişmesi başlayacaktır. Burada anne babanın gerekli sınırları koyarak, sosyalleşmeye izin verecek şekilde gücü çocukla paylaşmaları iç gücün gelişimi yönünden önemlidir.

Çoğu anne baba uygulamalarında küçük çocuğun isteklerine boyun eğen suçlu bir edilgenlik ile çocuğa karşı öfkeli bir saldırganlık arasında ikilemde kalırlar. Sınır koymada gerekli olan tutarlı sertliği koruyamazlar. Bu durumda çocuk anne babayı yenmiş olmanın tedirginliği ve suçluluğu yanında kendisine sert ve müsamahasız davranılmış olmasından duyduğu öfke nedeniyle bir çatışma geliştirir. Çocuk bu ikilemde elinde hissettiği anne babayı ezici sınırsız güç duyguları yanında yardıma muhtaçlık ile aşağılık duyguları arasında bocalar, gerçekçi ve sağlıklı bir iç güç hissi geliştiremez. O da anne babası gibi sevme-yıkma gücü döngüsüne kapılır. Hiç kimsenin “aferin” demediği, eylem ve başarıları takdir edilmeyen çocuklar ise kendi içlerine çekilerek gücü hayal dünyalarında yaşarlar.

Yaşamın ikinci yılının gelişimsel önemi anne babadan ayrışıklık kazanmak ve böylece utanç ve şüphe geliştirmekten kaçınmayı sağlayabilmektir. Bu, çocuğun gücünü kanıtlama çabalarıyla hala ideal şekilde algılanan anneye gerçekçi bağımlılığın sağlıklı şekilde yüzleşmesiyle mümkündür. Çocuğun güçle ilgili bebeklik hayallerini yitirip, güçlü anne baba karakterlerine bağımlılık gerçeğiyle yüz yüze kaldığı nokta bir dönüm noktasıdır. Çocuk annesinden gelen her türlü girişime karşı çıkacak, anne babanın sabrını deneyecektir. Bu noktada çocuğun zulmüne boyun eğmek veya çocuğun girişim ve ayrışıklığını öfke ve cezalandırma ile sindirmek büyük hatadır. Çocuğa sonsuz müsamaha göstermek asla özgüven sağlayıcı bir yaklaşım değildir. Çocuk bu durumda bağımlı olduğu anne babayı unutarak gerçek dışı güce sahip olduğu inancıyla onları mahvetme düşüncelerine girmekte, tersi durumda da elindeki tüm gücün alınacağına dair tedirginlik yaratan inançlar geliştirmektedir.

Gelişimin bu evresinde çocuğun başlıca kaygısı desteğin, sevginin ve başkasının onayının yitirilmesidir. Bu tedirginlikle çocuk başkasının desteğinin ve sevgisinin devam etmesini sağlamak için itaat etme veya uyuma dayalı kronik güçsüzlük hissettiği bir birliktelik yolu seçebilir. Benliğini ve diğerlerini sürekli bağımlı açıdan görme ileride insanlar arası ilişkilerinde baskı yaratacaktır. Çoğu kez karşı taraftan korku ve kıskançlık duyacak, işler yolunda gitmediğinde kendini suçlayacaktır.

Sağlıklı bir anne baba-çocuk etkileşiminde anneden uzaklaşmayla tekrar duygusal yakıt almak üzere geri dönme arasında bir denge kurulmalıdır. Bu denge kurulamadığında çocuk anne baba için bir güçsüzlük ve utanç kaynağı gibi kendini görebilir ya da yuvadan zamanından önce atılma endişesine karşı korunmak için hayali bir güç duygusu geliştirir. Uzlaşma krizi dediğimiz bu durum özellikle ergenlikte atılması gereken adımları geciktirir. Bu çocuklar sürekli himaye altında tutulmaya muhtaç tavırlar sergilerler ya da otoriteye ve onun gücüne isyankâr tepkiler vererek çatışmaya girerler.

Bazı insanlar güçlerinin denetimden çıkmasından korku duyarlar. Bu korkunun temelinde saldırganlık dürtüsü ve gücünün anne babaya karşı yıkıcı şekilde kullanılacağı endişesi yatar. Burada aslında gücünü çocuğa karşı kötü kullanan anne babaya duyulan yoğun öfke söz konusudur. İnsanın kendi kendini sabote etmesine neden olan başarma korkusunun altında da benzer bir bilinçdışı duygu, inanç ve dürtü söz konusudur.