ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Çocuklarda Ahlak Gelişimi ve Eğitimi

Doğruluk, hoşgörü, saygı, sevgi, adalet, fakire ve güçsüze yardım gibi insancıl değerler ahlak kurallarını oluşturur ve toplumsal huzur ve düzenin sağlanmasında başrolü oynarlar. Erdemli bir insan olmak, ahlaklı çocuklar yetiştirmek her toplum için en yüce değer olmak durumundadır. Ahlaki yönü eksik kalan eğitim öğretim toplumları yıkıma götürecektir.

Ahlakın olmadığı yerde kanunlar etkili olamaz. Birey insani amaçlar doğrultusunda kendi arzusuyla kötülüklerden uzak duruyor, iyiliğe ve doğruluğa yöneliyorsa ahlak gelişimi tamdır.

Ahlak gelişimi çocuğun fiziksel, zihinsel ve psikolojik gelişimiyle paralel seyreder. Doğruyu yanlıştan ayırmak, doğru olanı egoya yenik düşmeden uygulamak çocuk gelişim sürecinde zaman alan bir durumdur. Çocuğun sayısız deneme ve yanılmaları yanında aile ahlakından aktarılanlar ahlak gelişiminde temel rolü oynayacaktır. Toplumun temeli olan ailenin ahlaki tutumu, çocuğun çevresi ile uyumlu yaşamasını, yanlış davranış ve alışkanlıklardan uzak kalmasını, erdem ve sorumluluk sahibi olmasını sağladığı gibi tam tersi de mümkündür.

2 yaşa kadar bencil, kural, sınır ve yasak tanımayan bir çocuk söz konusudur ve tamamen normaldir. 2 yaşındaki çocuğunuz komşu bebeğin elindeki çıngırağı benim diyerek alabilir, vermemek için kıyameti koparabilir.

2-6 yaş arasında kuralların farkına varılmaya başlanır ancak amacı ve gereğinin bilincinde değildirler. 3 yaşındaki çocuğunuz büyük olasılıkla arkadaşının oyuncağını elinden kapmayacak, anneye koşarak ondan isteyecek, 4-5 yaşındaki çocuğunuz elindeki oyuncağı arkadaşınınkiyle takas etme yolunu seçecektir.

Bu gelişim sürecinde anne babanın denetimi, yol göstermeleri, sınır koymaları rol oynamış, çocuk doğru ya da yanlış bir özyönetim gücü kazanmaya başlamıştır. Bu yaşlarda elbette her durumda aynı olgunluk, hoşgörü, işbirlikçi ve uyumlu tutum çocuktan beklenmemelidir.

Çocuğun kurallar ve sınırlar dâhilinde kendini yönetmesinde, yanlışlardan kaçmaya çalışmasında en önemli faktör anne babaya olan sevgisi, onların sevgisini kaybetmeme isteğidir. Çocuk bunu anne babaya benzemek, anne babanın beğendiği davranışları yapmak suretiyle gerçekleştirir. Korku ve ceza, sevginin yanında her zaman son sıraları alır.

6-7 yaşlarında kural ve yasaklara uymada sık sık tutarsızlıklar görülse de psikoloji otörlerinden Piaget’ in “buyruk ahlakı” dediği, kuralların katı ve tartışılmaz nitelik taşıdığı, her suçun anında bir cezayı gerektireceği, yüksek bir otorite tarafından konulduğu anlayışı hâkimdir.

Okul çağında kuralların düzen sağlayıcı olduğunun, anlaşmazlıkları en aza indirdiğinin bilincine varılır. Zaman zaman yanlış olduğu bilinmesine rağmen kaçamak hatalar yapılması doğaldır. Fakat her an yakalanacağı, anne baba ya da öğretmenin, gözlerinden hatasını anlayacağı duygusu davranışlarda frenlemeye götürür. Bu süperego yani vicdanın oluşmaya başladığının işaretleridir.

Zaman içinde anne baba, öğretmenler ve sevilen kişilerin buyrukları ve koydukları kurallar çocuk tarafından sentezlenecek, ufak tefek bazı değişikliklere uğrayıp pekiştirilecek, benliğin ayrılmaz bir parçası haline gelecektir.

Çocukta ahlak gelişiminde, dış baskılardan doğan ahlak anlayışından zamanla sindirilerek özümsenen bir ahlak anlayışına gidişten bahsedilir. Yani başlangıçta sadece biçimsel olarak uyulan kurallar, zaman içinde özü kavranarak uygulanır. Ceza korkusu ile kurallara uymak yerine, kuralların herkesin yararına olduğu, düzeni sağladığı anlaşılır. “Kendime yapılmasını istemediğimi başkalarına yapmamalıyım” düşüncesi gerçekçi ve olgun ahlak anlayışının oluştuğunu gösterir.

Piaget, çocukta ahlaki gelişimi iki dönemde özetlemektedir. 6-12 yaş arasını kapsayan dışsal kurallara bağlılık döneminde kayıtsız şartsız, sorgulamadan otoriteye uyma söz konusudur. Uyulmadığı takdirde doğal sonuç cezalandırılmalıdır, kurallar kesin ve değişmezdir.

12 yaşından sonra ahlaki özerklik dönemine geçilir. Ergenlikle birlikte arkadaş grupları artmış ve genişlemiş, çocuk dış dünya ile yoğun etkileşim ve işbirliğine girmiştir. Kurallar ve ahlaki ilkeler hakkında bazı fikirler değişecek, kuralların insanlar tarafından oluşturulduğu, otomatik cezayı gerektirmediği, esnetilmeye ve değiştirilmeye müsait, gelişime açık olduğu bilinci yerleşecektir. Kuralların ihmal edilme nedenleri üzerinde düşünülecek, buradaki niyet sorgulanacaktır. Örneğin, 2 gündür aç birinin fırından yemek için bir ekmek çalmasıyla, satmak için ekmek arabasındaki tüm ekmekleri götürmenin vicdani muhasebesini yapmaya başlayacaktır.

Kohlberg’ in ahlak gelişim düzeyleri sınıflandırmasındaki “gelenek öncesi dönem”, Piaget’ in “dışsal kurallara bağlılık” dönemine karşılık gelir. İlk dönemde aile kültürü içindeki iyi ve kötü ölçütleri dikkate alınır. Cezadan kaçma ve istek ile gereksinimlerinin karşılanması çocuk için esastır. Maddi eşitlik ilkesi bu dönemin adalet anlayışını temsil eder.

Kohlberg’ in ikinci ahlak gelişim dönemi, özellikle özdeşleşilen insanların ve genel toplumsal düzenin beklentilerine uygun davranılan geleneksel dönemdir. Bazen grubun gereksinimleri, bireysel çıkar ve gereksinimin önüne geçer. İlk başlarda akran grubuyla işbirliği, arkadaşları tarafından gruba kabul edilme arzusu, büyükler tarafından iyi çocuk olarak onaylanma isteği ön plandadır. Zaman ve yaş ilerledikçe sosyal düzen, toplumsal kurallar ve yasalar akran gruplarının baskısına ağır basar. Yasalara hiç sorgulamaksızın uyulması gerektiği, birçok yetişkinde görülen ‘’geleneksel dönem” kalıntılarıdır.

Gelenek sonrası yani üçüncü döneme geçildiğinde ise ahlak ilkeleri başkalarından ve otoriteden bağımsız olarak seçilir. Yasa ve kanunlara uyulacaktır, ancak kanunlar da değiştirilebilir, toplumun yeni gereksinimlerine karşılık verebilir hale getirilebilir. Bunun bir ileri ve son hali ise bireyin ahlak ilkelerini kendisinin seçmesi, buna uygun yaşamasıdır. Olgunlaşmış birey, insan hakları, toplumsal ve dünya barışı, din-dil-ırk ayrımı gözetmeksizin bütün insanların eşitlik ve kardeşliği, doğayı koruma, tüm canlıları sevme, adalet, cinsiyet ayrımı yapmama gibi insani ve evrensel ahlak ilkelerini benimsemiş, özümsemiştir. Bu ilkeler hiçbir zaman bağımsız demokrasi ve demokratik toplumlardaki kanun ve yasalarla çelişmez, onlarla uyumludur.

Çocuğun psikolojik gelişimi ve ahlaki gelişiminde ebeveynlere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuk yetiştirme ve çocuk eğitiminde anne babanın yapacağı hatalar minik yavrularımızı bir ömür boyu derinden etkileyecektir.

Büyük baskı altında, eleştiri ve ceza korkusuyla yetiştirilen bir çocukta süperego, vicdan çok gelişecek, dıştan uyumlu, uslu ve söz dinler görünürken, içinde fırtınalar kopacaktır. Sürekli yanlış yapma korkusuyla kısıtlı ve ölçülü davranacak, tedirginlik içinde olacaktır. Başkalarını üzmekten, bir haksızlık yapmaktan büyük kaygı duyacak, hep kuruntulu ve kararsız davranacaktır. Herhangi bir olumsuzluk karşısında suçu önce kendisinde arayacaktır. Üstbenliğin (süperego) esneklikten yoksun olduğu bu durumlar ileride nevroz, depresyon gibi ruhsal bozukluklara zemin hazırlar.

Yanlış yetiştirilen birçok çocukta da üstbenlik yeterince gelişmemekte, “yakalanmadığın sürece her kuralı çiğneyebilirsin” zihniyeti oluşmaktadır. Ahlak kuralları bilinse de bireysel çıkarlar her zaman ön plandadır, beklemeye gelemez, dürtüsel davranır.

Sağlıklı yetiştirilen bir çocukta ise üstbenlik ile benlik uyum içinde çalışacaktır. Süperego hep yasaklayan, ayıplayan, suçlayan bir buyrukçu konumundan çıkıp, yol gösteren ve uyaran, babacan bir kılavuz olduğunda psikolojik yapı dengeli olur.

Üstbenliği ile sürekli çatışma yaşayan bireyler boşluğa düşer, bocalama yaşarlar. Bu davranışlarına tutarsızlık olarak yansır. Bu kişilerin özsaygıları düşüktür.

Üstbenlik (süperego) gelişiminde anne babanın ödüllemesi olumlu sonuçlar doğurmakla birlikte, aşırı ödülleme ya da maddi ödüllemenin sık kullanılması (örneğin, uslu durursan sinemaya gideceğiz, ödevini erken bitirirsen hamburger yeriz gibi) ters teperek olumlu davranışı hep bir çıkar karşılığı yapma alışkanlığı kazandırabilir. Anne babanın içtenlikle sarılışı, sıcak bir bakış ve okşayışı, övgü dolu sözleri, karşılıksız sevgileri çocuk için en büyük ödüldür.

Bazı ailelerde ise Allah korkusu, din baskısı çocukta baskı aracı olarak kullanılarak disiplinize edilmeye çalışılır. “Uslu durmazsan cehennemde cayır cayır yanarsın”, “Her yaramazlığın omuzundaki melek tarafından yazılıyor”, “Allah her yaptığını görüyor” tarzında yaklaşımlarla çocuk sindirilip, doğru ve erdemli biri haline gelse bile üstbenlik sağlıklı çalışmamakta, gerçek sorumluluk duygusu kazanılmamaktadır. Esnek ve gerçekçi olmayan birey, hoşgörü gösterememekte, bir yönlendirici olmadığında bocalayıp, boşluğa düşmektedir.

Öğüdün, dayak ve cezanın bol olduğu yerde sağlıklı bir ahlak gelişiminden bahsedilemez. Baskıyla aşılanan ahlak da sağlıklı değildir.

Olumlu özellikler ve erdemler ilk yaşlarda anne baba ile kazanılmaya başlayacak, ilk temeller atılacak, daha sonra öğretmenler ve yakın çevrede beğenilen büyüklerle özdeşim yapılarak ilerleyecektir. Büyüklerin öğütleriyle davranışları arasında çelişki olmaması burada en kritik noktadır. Arkadaşını döven çocuğunuza kavga etmenin kötülüğünü anlatırken iki tokat atmanız buna bir örnek olarak verilebilir. Çocuk buradaki çelişkiyi görecek öğütleriniz hiçbir işe yaramayacak, o da eline geçen ilk fırsatta kendinden zayıf olana şiddet uygulayacaktır.

Sonuç olarak siz erdemli ve ahlaklı değilseniz çocuklarınız da gerçek ahlak ve erdem sahibi olamazlar.

Psikiyatri Uzmanı ve Psikoterapist Emine Filiz Uluhan.