ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Cinsel İstek Azlığı

Sürekli ya da yineleyici tarzda cinsel düşünce ve fantazilerin ve cinsel etkinlikte bulunma ve orgazma ulaşma sıklığının azlığı ya da hiç olmaması şeklinde tanımlanmaktadır.

Tüm dünyada kadınlarda erkeklere göre daha sık görülmekle beraber, batı ülkelerinde cinsel terapi kliniklerine başvuru oranlarının %30-50"sini cinsel istek azlığı oluşturmakta iken ülkemizde bu oran %8-15 arasındadır.

Ülkemizde cinselliğin erkeklere özgü olarak algılanması, ondan zevk ve doyum alma hakkı olduğu halde, kadınlar için cinselliğin bir görev gibi algılanarak haz ve doyum aracı olarak değil, neslin devamı için yapılması gereken bir işlev olduğu, sevişmeye aktif olarak katılan kadınlara iyi gözle bakılmayacağı inancı yaygındır.

Bu durum ülkemizde kadınların doktora başvuru oranını etkilemekte ve milyonlarca kadın bunu bir alın yazısı, doğal bir durum olarak algılamakta ve yaşamaktadır.

Cinsel istek azlığında bunun ergenlik döneminde başlayıp, sürmekte olduğumu, yoksa eş uyumsuzluğu,stres,depresyon,yorgunluk gibi faktörlerle sonradan mı geliştiği tanı için önemlidir.

Cinsel istek sıklığının bir normali veya standartı olmayıp, herkes için farklıdır. Çiftlerin ilişki istek frekanslarının birbirine yakın olmaması sıklık uyumsuzluğu olarak değerlendirilir.

Primer cinsel istek azlığında, küçük yaşlardan itibaren yaşanan cinsel yasak ve baskılar sonucu, cinsellikle ilgili suçluluk ve günahkarlık duyguları neticesinde kişiler cinsel güdülerini bastırmaktadırlar.

Sekonder gelişen cinsel istek azlığında ise eşle uyumsuzluk, aile içinde çatışmalar, stres, depresyon ve diğer psikiyatrik bozukluklar, kronik hastalıklar, bazı ilaçlar, alkol ve madde kullanımı, cinsel şiddet ve cinsel travmalar, menopoz, gebelik ve emzirme dönemleri rol oynamaktadır.

Primer cinsel istek azlığının tedavisi sekonder gelişene göre daha zor ve uzun sürmektedir. Düzenli ve uzun süreli bir cinsel terapi gerekir.

Sekonder cinsel istek azlığının tedavisinde ana prensip alttaki asıl sorunun çözümüdür. Bireyle ve eşiyle görüşme ile sorunun temeli kolaylıkla saptanabilir.