ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Çoğul Kişilik (Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu)

Psikiyatrinin son yıllardaki en ilgi çekici konularından olan çoğul kişilik bozukluğu, dissosiyatif kimlik bozukluğu olarak da isimlendirilir.

Dissosiyatif kimlik bozukluğu (çoğul kişilik bozukluğu) sergileyen hastalarda, davranışları kontrol altına alan iki ya da daha fazla farklı kimlik söz konusudur. Bu kimlikler davranışların denetimini tekrarlayan biçimde ele geçirirler. Aynı zamanda önemli kişisel bilgilerin geniş çaplı biçimde anımsanmaması da çoklu kişilik bozukluğunun tipik özelliklerinden biridir.

Çoğul kişilikte tamamen farklı kişisel geçmiş, benlik özellikleri ve isimler olabildiği gibi, diğer kimliklerden kısmen farklı ve bağımsız kimlikler de bulunabilir. Çoğu vakada kişinin gerçek adını taşıyan kimlik ev sahibi kimlik olarak isimlendirilir. Ev sahibi kimlik en iyi uyum gösteren ve özgün kimlik olmak zorunda değildir.

Diğer kimliklerde cinsiyet, yaş, el yazısı, sağ ya da sol el kullanımı, konuşulan dil, genel kültür, duygusal yapı gibi akla gelebilecek her türlü farklılıklar gözlenebilir. Bir kimlik çok mazbut, saygı değer, beğenilen özellikler gösterirken, diğer kimliğin sapkın, sadist, her türlü kötülüğü yapabilecek özellikler göstermesi mümkündür. Çoğu kez birincil kimlikte baskılanan gereksinim ve davranışlar öteki kimliklerde sınırsız sergilenir.

Kimlikler arası geçişler saniyeler içinde olabilir. Kimlikler birbirleri hakkında çok az şey bilirler. Kimliğin ve bilincin bütünlüğünün yitirilmesi bunun sebebidir. Bundan dolayı dissosiyatif kimlik bozukluğu terimi psikiyatrik açıdan çoğul kişilik terimine göre daha özgüldür.

Birçok psikolojik ve gerilim filmine konu olan çoğul kişilik bozukluğunun en iyi örneklerinden biri “ Eve’ nin Üç Yüzü” adlı kitap ve filmdir.

Dissosiyatif kimlik bozukluğu ile ilgili psikiyatrideki bilimsel görüş, öteki kimliklerin kesinlikle farklı kişilikler olmayıp, aslında kişinin kimliğin, bilincin ve belleğin çeşitli yönlerini bütünleştiremediğidir.

Depresyon, kendini yaralama, tekrarlayan intihar girişimleri, hayal görme, baş ağrıları, dengesiz davranışlar gibi eylem ve bulgulara çoğul kişilik bozukluğunda sıklıkla rastlanır. Travma sonrası stres bozukluğu belirtileri, madde kullanımı ve bağımlılığı, depresif bozukluk ve sınırda kişilik bozukluğunun çoğul kişilikle eş zamanlı olarak görülmesi oldukça sıktır.

Dissosiyatif kimlik bozukluğu kadınlarda erkeklere oranla 5-6 kat daha fazla görülür. Çoğu vaka çocukluk döneminde başlasa da tanı konması ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerini bulur. Çocukluk döneminde cinsel tacize uğrama etyolojideki en büyük sebeptir.

Psikiyatrik olarak çoğul kişilik saptanmış vakaların yaklaşık yarısında 10’ un üzerinde kimlik görülmüştür. 1979 yılına kadar psikoloji ve psikiyatri literatüründe bildirilmiş 200 vaka varken, 2000’ li yılların başında sadece Amerika’ da 30.000’ in üzerinde vaka literatüre girmiştir. Buna rağmen yaygınlığı oldukça düşüktür ve tanı koymak zordur. Çoğul kişilik bozukluğu genellikle hipnoz sırasında saptanır.

1973 yılında yayımlanan Sybil adlı roman toplumlarda dissosiyatif kimlik bozukluğuna dair büyük ilgi ve farkındalık yaratmıştır.

Çoğul kişilikli birçok insan öteki kimliklerin varlığından ve yaşadıklarından tümüyle habersizdir. Bazı vakalarda kimlikler arasında kısmi bağlantı olabilir. İkinci kimlik birinci kimliğin duygusal yaşantısını anımsamasa bile, olayı hatırlatan işitsel ya da görsel bir uyarı kişide o yaşantıya ait bir tepki vermesine yol açabilir ve kişi bu tepkiyi nasıl verdiğine şaşırır.

Dissosiyatif kimlik bozukluğu (çoğul kişilik) spekülasyona ve her türlü senaryoya açık bir konudur. Bazı vakalarda avukatların da yönlendirilmesiyle cezadan kaçış yolu olarak kullanılmaya çalışılmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde cezaevi yerine akıl hastanesine yollanan birçok suçlu mevcuttur. En ilginç vakalardan biri 1984 yılında Amerika’ daki Los Angeles cinayetleridir. 10 kadını tecavüz ederek öldüren Kenneth Bianchi’ye önce yanlışlıkla çoğul kişilik tanısı konarak suçsuz olduğuna kanaat getirilmiş, hipnoz altındaki derinleştirilmiş incelemelerinde rol yaptığı saptanarak mahkûm edilmiştir. Psikiyatristler çoğul kişilik tanısında titiz davranmalı, acele etmemelidirler.

Birçok psikolog ve psikiyatrist dissosiyatif kimlik bozukluğunda çocukluk dönemlerindeki şiddetli ve korkunç taciz olaylarının rol oynadığında hemfikirdir. Çaresizlik ve zayıflık içindeki çocuk, bu duyguyla baş etmek için kendi kendini hipnoz etmeye benzer bir süreçle fantezilere sığınmakta, giderek başka biri haline gelmektedir.

Sosyobilişsel kuram ise, telkine açık bireylerin toplum içinde bilinçdışı olarak birçok telkini meşrulaştırarak ve pekiştirerek aldıklarını ve birden çok kimlik rolünü benimseyip hayata geçirdiklerini savunur.

Dissosiyatif kimlik bozukluğu (çoğul kişilik) tedavisi oldukça zordur. Tedavi yılları bulur. Hipnoz ve otohipnoz tekniklerinin öğretilmesi hastaların kontrol duygularını güçlendirmektedir. Asıl tedavi psikodinamik ve kavrayış yönelimli terapilerdir. Psikoterapi sırasında hipnoz ile farklı kimliklerle bağlantı kurarak, ayrışmış kimlikleri bütünleştirme hedeflenir. Bu tedavide psikiyatrist deneyimli ve konusunda uzman olmalıdır.

Psikiyatrist Filiz Uluhan, Antalya Psikiyatri, Antalya Psikoterapi, Lara/Muratpaşa/Antalya.

Kaleminden