ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Depresyona Giden Yolda Onaylanma İhtiyacı

Birisi sizi onaylamazsa bu bir felaket midir? İşte depresyona yol açan yanlış inançlardan biri.

Bazı kişilerde, diğerleri tarafından onaylanmama, bireyin bütünlüğünü bozan bir tehdit gibi algılanır. Onaylanmama korkusu içindeki kişiler büyük bir onaylanma ihtiyacı duyarlar. Birileri ona onay vermezse, kimse tarafından onaylanmayacağı yanlış inancıdır buna yol açan. Kişi sürekli kendinde yanlış bir şeyler arar.

Onaylanma ihtiyacındaki kişiler aldıkları her darbede büyük moral bozukluğu yaşarlar. Kendilerini iyi hissedebilmeleri için olumlu geri bildirimler almaları şarttır.

Benlik bütünlüğünü sağlamış kişiler, hiçbir zaman ruhlarını yüceltecek, huzur ve mutluluğu sağlayacak gücün, kendi düşünceleri ve inançları olduğu gerçeğini unutmazlar. Onay ve iltifatları hak ederek kazandığımıza, bunların geçerli olduğuna inanıyorsak, gerçek anlamda kendimizi iyi hissederiz. Yani önce kişi kendini onaylamalıdır.

Akıl sağlığı bozuk olduğunu bildiğiniz bir hasta, kendisinin Tanrı ile haberleştiğini, sizin dünyada en günahsız insan olduğunuzu, Tanrı’ nın en sevdiği kişinin siz olduğunuzu söylese hiç de ciddiye almaz, hatta kendinizi gergin ve rahatsız hissedersiniz değil mi? Çünkü söylenenlerin doğru olmadığını, bunu söyleyenin hasta olduğunu biliyorsunuz ve yorumları dikkate almıyorsunuz. Demek ki, nasıl hissettiğimizi etkileyen şey kendimizle olan inançlarımız!.. Sizinle ilgili iyi ya da kötü, olumlu ya da olumsuz ne söylenirse söylensin, duygularınız kendi düşünceleriniz doğrultusunda şekillenecektir.

Onaylama ihtiyacı ya da onaylanmama korkusu, başkalarının fikirlerine aşırı duyarlı olmanızı doğurur. Bu da bir çeşit uyuşturucu madde bağımlılığı gibi, yoksunluk belirtilerinden kaçınabilmek için sürekli onaylanma ihtiyacı doğuracaktır. Kişi reddedileceği veya aşağılanacağı korkusuyla her talebi karşılamak durumunda kalacaktır. Unutulmaması gereken, diğerlerinin sizin insan olarak değerinizi yargılama haklarının olmadığı, sadece söyledikleriniz ve yaptıklarınızı değerlendirebileceklerdir.

Onaylanma ya da onaylanmama sizin değerinizi ölçecek bir kıstas değildir. Onay / değerlilik, reddedilme / değersizlik döngüsüne girilmemelidir. Size onay vermeyen birisinin, onun sorunu olabileceği gerçeğini hiçbir zaman göz ardı etmeyiniz. Elbette insan olarak yaptığımız hatalardan dolayı onay alamayabiliriz. Ama bu, hiçbir zaman sizin değersiz biri olduğunuzu, iyi bir yanınız olmadığını göstermez.

Sağlıklı bir ruh halinde, onay iyi hissettiren bir tat, reddedilme hafif acı bırakan sevimsiz bir lezzet olarak kalmalı, değerinizi ölçücü bir iz bırakmamalıdır. Birisi sizi sevmedi diye dehşete düşmek, karşıdaki insanın aklını ve bilgisini abartıp, kendinizle ilgili övgü dolu yargılarınızın olmamasındandır. Burada bu ince çizgiyi görmeli, düşüncemizle ya da davranışımızla ilgili bir yanlışı da öğrenme ve düzeltme şansını kaçırmamalıyız.

Hiç kimse mükemmel değildir ve zaman zaman biz başkalarına, başkaları da bize bunu hatırlatabilir. Ancak eleştirildiğiniz, reddedildiğiniz her durumda kendinizi sefil hissetmekten, kendinizden nefret etmekten vazgeçmelisiniz.

Onaylanma ihtiyacının doğurduğu onay bağımlılığının tohumları çocukluk dönemlerinde atılmıştır. Yanlış davranışlarda aşırı eleştirel yaklaşırken, doğru davranışları görmezden gelip, destekleyip, ödüllendirmeyen bir ebeveyn yaklaşımı en büyük etkendir. “Bunu yaptığın için kötüsün.”, “Sen kötü bir çocuksun.”, “Her şeyi kırıp, döküyorsun, hiç öğrenemeyeceksin.” gibi önermeler çocuk tarafından otomatik olarak alınır ve bilinçdışına atılır. Bu da zaman içinde onay alınmadığında aşağılanma, değersiz bulunma hislerine yol açar.

Bu eğilimi çocukken kazanmanız sizin suçunuz değildir. Ancak bir yetişkin olarak bunları gerçekçi olarak değerlendirmek, bu otomatikleşmiş olumsuz duygulardan kurtulmak için gerekli adımları atmak sizin sorumluluğunuzdur ve başarmamanız için hiçbir neden yoktur.

Onay alamama korkusu bazılarımızı anksiyete ve depresyona sokabilmektedir. Psikoterapi sırasında bunun bilinç dışı kaynakları açığa çıkacaktır. Bir örnek üzerinden kademe kademe gidelim.

1)Kronik ve tekrarlayıcı depresyondan yakınan bir danışanı ele alalım. Çalıştığı iş yerinde yeni projeyle ilgili önerisini patronuna sunan danışanımız, önündeki raporu okumakla meşgul patronundan bir anda “sonra görüşürüz, şu anda meşgulüm” yanıtını alıyor.

2)Sağlıklı düşünce yapısındaki bir bireyin, patronun meşgul olduğunu görerek, uygun bir zamanı beklemesi gerekirken danışanımız büyük bir utanç ve değersizlik hisleriyle odasına dönüyor ve “Ne kadar aptal ve düşüncesizim”, “Ben iyi biri değilim”, “Başarısız biriyim” düşünceleriyle umutsuzluk ve kendinden nefret duyuyor.

3)Psikoterapi sürecinde danışan, otomatik olarak kendini suçlama yerine, patronun da uygunsuz davranmış olabileceğini aklına getirecek, aslında patronun mesafeli ve anlayışsız olduğunu görecek, davranışında utanılacak bir durum olmadığını anlayacaktır.

4)Psikoterapinin ilerleyen dönemlerinde “Onay için neden bu kadar uğraşıyorum? , “Niye böyle oluyor, buna niye ihtiyaç duyuyorum? soruları gündeme gelecektir. Danışan, bir anda ilkokulda kendinden 2 yaş küçük kardeşinin trafik kazasında öldüğünü hatırlar. Annesi günlerce ağlamış ve yaşamak için bir nedeni kalmadığını söyleyip durmuştur. Bunu duyan danışanımız, “Annem beni sevmiyor”, “Annem için önemli olan kardeşimmiş, demek ki o benden değerli, ben değersizim”, “Benim varlığım kimseyi ilgilendirmiyor, ben değeri olmayan, sevilmeyen biriyim” duygusuna kapılmış ve tüm çocukluğunu annesini memnun etmek, onayını almak için çaba göstermekle geçirmiştir. Kalben kendisinin bir değeri olduğuna inanmamış, kendisini düşük ve sevilmeyen biri olarak algılamıştır.

5)Danışan, yetişkin dönemde de, kaybettiği benlik değerini başkalarının takdir ve onayını alarak telafi etmeye çalışmakta, altta su kaçıran bir bidona üstten su takviyesi yapsa da bidonu bir türlü dolduramamaktadır. En küçük bir reddedilme, dinlenilmeme gibi durumda bilinçdışı aktive olarak değersizlik, sevilmeme duyguları açığa çıkmakta, rahatlıkla umutsuzluğa kapılıp, depresyona girebilmektedir.

6)Psikoterapi sürecinde danışan, annesinin acı ile söylediği sözlerin her ebeveynin aynı şekilde davranacağı normal yas sürecine bağlı olduğunu, bunun kendisine ne kadar zarar verdiğini anlayacaktır. Dışarıdan gelen onayın önemi azalacak, kişinin sadece kendisinin mutlulukta etkili olduğunu görecektir.

Benlik değerlerinizi geliştirmek, bağımsızlık ve kendinize saygınızı arttırmak için;

1)Kendi benlik değerinizi, diğerlerinin iyi olmadığını düşünerek korumaya çalışmayın. “Beni onaylamayanlar kendilerine baksınlar, onların ne olduğunu herkes biliyor” tarzı düşünme, kendinize inancı ikinci plana atan bir çarpıtmadır.

2)Doğru olduğuna inandığınız şeylerden vazgeçmeyin.

3)Size olumsuz davranan, onaylamayan birinin düşünce tarzının farklı olabileceğini unutmayın.

4)İnsanlar hata yapabilir. Geçerli eleştirilerden ders alıp, düzeltmek bir fazilettir, utanılacak bir şey değildir. Hatalarınızı ilerleme ve gelişme fırsatı olarak değerlendirin.

5)Yanlışlarınızın yanında doğrularınızı da görün. Hiç kimse tamamen yanlış olamaz.

6)Kimse kimsenin değerlerini yargılama hakkına sahip değildir. Sadece söyledikleriniz ve yaptıklarınızın eylemsel yönleri yargılanabilir.

7)Bir reddedilme sonsuza kadar reddedileceğiniz anlamına gelmez.

8)Eleştirilme, onaylanmama, suçlama gibi durumlar siz üstünüze aldığınız ölçüde sizi üzecektir. Bunların gerçeklik payını objektif olarak değerlendirin.

9)Sizi onaylamayan biriyle ilişkinizin bitmesi gerekmez. Tartışa tartışa ortak bir noktaya ulaşmayı öğrenin.

10)Hiç kimseyi gözünüzde yaşamınızı etkileyecek kadar büyütmeyin.

11)Önce siz insanları sevin ve bunu bilmelerini sağlayın.

12)Kendinizi aşağı, kötü ve zayıf olarak görüp, ucuza satmayın. Kendinizi sevin, bu sevginin yaydığı enerji diğer insanları size çekecektir.

13)Diğer insanlarla ilgilenin, yorumlarına yanıt verin, heyecan verici ortak konular bulun.

Özetle, duygusal durumunuzu etkileyecek tek şeyin düşünceleriniz olduğunu söyleyebiliriz. Duygusal aydınlanmanın anahtarı sizdedir. Diğerlerinin onayını kendi iç onayınızla karıştırırsanız mutsuz olur, depresyona girebilirsiniz. Sizi, diğer insanın iyi hissettirdiği algısında iseniz onaylanma ihtiyacı, onay bağımlılığı söz konusudur.

Kalıcı bir depresyon tedavisi için benlik bütünlüğünüzü sağlayarak tüm gücün kendi düşünceleriniz ve inançlarınız da olduğu gerçeği bilinmelidir. Psikiyatrist ve psikoterapist olarak depresyon tedavisinde psikoterapideki ana hedefimiz budur.

Psikoterapi Antalya

Antalya Psikiyatri Merkezi

Psikiyatrist, Psikoterapist Filiz Uluhan

Kaleminden