ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Ruhsal Gelişim Evreleri

Alman psikanalist Erik H. Erikson’ un psikososyal gelişim basamakları, psikiyatri ve psikoloji dünyasına referans olmuştur.

İnsanın ego gelişimini sekiz evreye ayıran Erikson, fiziksel, bilişsel, dürtüsel ve cinsel değişikliklerle karakterize, her dönemde içsel krizlerin yaşandığı ruhsal gelişim basamakları tanımlamış, her dönemdeki krizin başarılı bir şekilde atlatılması durumunda kişinin güç kazanarak, bir sonraki basamağa rahatça geçebileceğini belirtmiştir.

Erikson ruhsal gelişimin zamanla sınırlı olmayıp, süreklilik gösterdiğini ifade eder. Ruhsal gelişim basamaklarında tam olarak çözülmeyen sorunlar, bir başka döneme sarkabildiği gibi, ağır stres sorunların yeniden yaşanmasına sebep olabilir ya da birey önceki basamaklara geri dönebilir. Bir dönemdeki eksiklik ve başarısızlık uygun koşullar sağlandığında sonraki dönemlerde telafi edilebilmekte, kişilik gelişimi üzerindeki olumsuz etkileri silinebilmektedir.

Antalya psikiyatri ve psikoterapi merkezi olarak bu yazımızda her gelişim döneminin kendine özgü gelişimsel hedeflerini, çatışma ve karmaşalarını özetleyeceğiz.

1)Birinci evre (Temel güvene karşı güvensizlik dönemi):

Yaşamın ilk 1-1,5 yılını kapsar. Her şeyi ağzı ile yaşayan, tek hedefi annenin memesini arayıp bulmak, emerek gıda almak olan bebeğin bu gereksinimi doğru ve düzenli biçimde karşılanırsa temel güven duygusu gelişir.

Freud’ un oral dönem olarak adlandırıldığı bu dönem, dış dünyaya karşı olumlu beklentilerin oluşmasının temelini atar. Bu ilk basamağın sağlıklı olarak atlatılması, umut ve uyum duygularını geliştirir.

Tamamen savunmasız ve silahsız olan bebek, altıncı aydan itibaren dişlerinin çıkışı ile aktif hale dönüşmeye başlar. Anne memesini ısırır, bundan zevk alır. Çevresini etkileyebildiğini ve ayrı bir varlık olduğunu görür. Memesi ısırılınca canı yanan anne memeyi çekmiş, beslenme durmuştur. Bebek ısırma isteğini frenleyemezse beslenemeyeceğini anlar ve dürtülerine hakim olmanın ilk adımları atılır.

Beslenme, tuvalet, korunma gibi temel ihtiyaçların ebeveyn tarafından düzenli ve zamanında karşılanması, bunların duygusal bir yakınlık içinde verilmesi çocukta güven, iyimserlik ve ümit hisleri geliştirir. Bu hem çevreye, hem de kendine ve kendisinin yapabileceklerine karşıdır.

Benlik duygularının ilk temelinin atıldığı bu dönem, her davranışın olumlu ya da olumsuz sonuçları olabildiğini öğrenme, toplumsal sınırlanmaların anlam ve gereğini kavrama, her şeye sahip olunamayacağı ya da yapılamayacağı, bunlar gerçekleşemediğinde hayal kırıklığına uğramamak gerektiğini öğretecektir.

Bu dönem sağlıklı bir biçimde geçilemezse ileride kötümserlik ve ümitsizlik, içe kapanık şizoid kişilik yapısı, paranoid ve sanrısal bozukluklar, alkol-madde bağımlılığı gelişme riski yüksektir.

2)İkinci evre (Bağımsızlığa karşı utanç ve şüphe dönemi):

1-3 yaş arasını kapsayan bu dönemi Freud anal dönem olarak adlandırılmıştır. Konuşma, idrar ve dışkı kontrolü, yürüme başlamıştır.

Eylem ve davranışlarının kendine ait olduğunu fark eden çocuk, dışkısını tutup bırakmayı keşfetmiş, bağımsız hareket eder olmuştur. Otonomisini kazanma, özerkliğini ispat etme peşindedir. İşbirliği ile inatlaşma arasında gider gelir.

Aşırı koruyucu olmadan, yeterli özgürlük ve destek verilirse özgüven duygusu gelişecektir. Cezalandırılan, her girişimine müdahalede bulunulan ya da aşırı koruyucu davranılan çocuk yetenekleri hakkında kuşkuya kapılacak, utangaçlık duyguları geliştirecek, şüpheye düşecektir.

Tuvalet eğitimine çok erken başlanması, tuvalet eğitiminde aşırı baskı uygulanması, aşırı koruyucu ebeveyn tutumu çocuğun özdenetimini ve yargılama yeteneğini zayıflatacak, özgür irade gelişimi aksayacaktır.

Bu dönem uygun biçimde atlatılmadığında utanç ve şüphe gibi tutumlar kalıcı olabilir. Birey ileriki dönemlerde herkesin kendisini kontrol etme amacı güttüğünü düşünerek paranoid bir yapı geliştirebilir. Duyulan utanç, başkalarına oranla kötü olduğu duygusuyla kendini, vücudunu, düşünce ve hedeflerini pis ya da olumsuz görebilir.

Mükemmeliyetçi, sabit fikirli, esneklikten yoksun özelliklere sahip obsesif-kompulsif kişilik yapısı bu dönemde şekillenir.

İyi niyetli, işbirliği yapabilen, sevgi dolu, özerk, kendini ifade edebilen, adaletli, yasaklara saygılı, kurumlara ve insanlara güvenebilen sağlıklı bir psikolojik yapıda bu dönemin büyük önemi vardır.

3)Üçüncü evre (Girişime karşı suçluluk duygusu):

Freud’ un fallik-ödipal dönem olarak isimlendirdiği bu evre 3-6 yaş arasını kapsar.

İskelet-kas sistemi ve dil becerileri gelişen çocuk, dış dünyayı keşif ve orada rol alma peşindedir. Aşırı merak bu dönemin karakteristik özelliği olup, dur durak bilmeden etrafı araştırır ve sorular sorar.

Cinsellikle ilgilenmeye başlamıştır, cinsel organlarla ilgili sorular, cinsellik içeren oyunlar ve kendisinin ya da akranlarının cinsel organlarına dokunma gibi davranışlar görülebilir. Bu durum panik halinde engellenmeye, korkutularak bastırılıp önlenmeye çalışılırsa ileri dönemlerde cinsel sorunlarla karşılaşmak mümkündür.

Başkaları ile rekabet, çevreye ve insanlara fiziksel olarak zarar verme doğaldır. Özetle çocukta girişkenlik artmış, dolaylı olarak problemli davranışlar da artmıştır.

Çocuğun davranışlarından ve cinsellik benzeri ilgilendiği konulardan dolayı eleştirilmesi, cezalara uğraması, yetersiz olduğunun hissettirilmesi, ileri dönemlerde yapacağı eylem, aktivite ve düşüncelerde suçluluk hissi yaşamasına sebep olacaktır.

Yaşıtlarıyla oynaması gelişiminde büyük öneme sahiptir. Saldırgan dürtülerine hakim olabilmeyi, inisiyatif kullanabilmeyi, tutku sahibi olmayı bu sırada öğrenecektir.

Bu dönemde çocuklarda cinsel organlarda uyarılabilme görülebilir. Bu uyarılma ya da cinsel organlarıyla oynama davranışları ayıplanma, cezalandırma gibi yöntemlerle bastırılmaya çalışılırsa cinsel organların kesileceği, tahrip edileceği korkuları yerleşir, ilerideki cinsel yaşam sekteye uğrar.

Çocuktaki saldırgan dürtülerin oyun, yarışma, bazı eşya ve aletleri kullanma gibi yapıcı eylemlere kaydırılarak organize edilmesi en iyi çözüm yoludur.

Çocuğa uygulayacağınız aşırı baskı girişimciliğini ve hayal gücünü kısıtlayacak, tutku ve hırs kavramlarını bozacak, çok güçlü bir süperego gelişimine neden olacaktır. İlerideki ya hep ya hiç tarzı düşünce yapısı, herkesi kendi ahlaki ve davranış kalıpları içine girmeye zorlama gibi davranışlar bu dönemin başarılı biçimde atlatılamamasına bağlıdır.

Sorumluluk ve kişisel disiplin özellikleri bu dönemde kazanılır.

Suç ve girişim arasındaki dengenin bozulduğu durumlarda ileri dönemlerde yaygın anksiyete bozukluğu, konversiyon bozukluğu, fobik bozukluklar ve psikosomatik bozukluklar gibi psikiyatrik rahatsızlıklara zemin hazırlanır.

Ebeveyn olarak göreviniz bu dönemde çocuğun yapması ve yapmaması gerekenler konusunda tutarlı bir denge kurarak girişkenliği desteklemenizdir. Bunu yapabilirseniz çocuk sınırlarını bilir, çevresiyle ve diğer insanlarla uyumlu yaşar, eşyaları amacına uygun kullanır, mutluluk ve başarı duygusunu rahatça tadar.

Çocuğu desteklemek her yaptığı davranışı onaylamak demek değildir. Bu, günümüzde yapılan en büyük hatalardandır. Bu durumda ahlak gelişimi olumsuz etkilenecek, hak, hukuk tanımayan, bencil bireyler yetişecektir.

4)Dördüncü evre (Üreticiliğe karşın değersizlik dönemi):

Başarılı olmaya karşı yetersizlik duygusu olarak ifade edilen ve 6-11 yaş arasını kapsayan bu döneme Freud latent dönem ismini vermiştir. Okul çağı dönemidir.

Cinsel açıdan bir durgunluk dönemine girilmiş, yaşıtlar ile ilişkiler artmış, yeni şeyler öğrenme ve bir şeyler üretmenin hazzı ön plana çıkmıştır. Çocuk birilerini örnek alarak onlarla özdeşleşmeye çalışır, farklı alanlarda roller üstlendiği hayaller kurar.

Okul hayatıyla birlikte ayakları daha bir yere basacak, uygunsuz istek ve hayalleri daha gerçekçi hedeflere yönelecektir. Öğrenme ve başarma isteği yoğundur, bunlarla beğeni ve takdir toplamak ister. Bu noktada öğretmenlere ve ebeveynlere büyük sorumluluk düşer. Çocuğun başarı ihtiyacının doyurulması ruh sağlığı için önemlidir.

Her zaman çocuğun yapabileceklerine odaklanmalı, bunlar desteklenmeli ve ön plana çıkarılmalıdır. Çocuktan kapasitesinin üzerinde bir beklentiye girilmemeli, kaldıramayacağı sorumluluklar verilmemeli, yapamayacağı şeyler istenmemelidir. Çocuğun gücüne uygun görev ve sorumluluklar yükleyerek başarılı olmasını sağlamanız en doğru ebeveyn tutumu olacaktır.

Çevresi ya da kendisi için bir takım faaliyetlere girerek başarı kazanmak, bunun karşılığında destek ve onay görmek çocuk için büyük mutluluk kaynağıdır. Bir şeyler yapmak, başladığı işi bitirmek büyük keyif verecektir. Ebeveynlerini, kendinden yaşça büyükleri ya da daha deneyimli arkadaşlarını izleyerek araç gereç kullanma el ve vücut becerilerini geliştirme gibi başarılara imza atacaktır.

Okulda ya da ailede ayırımcılığa uğramak, aşağılanmak ya da aşırı korunmak çocuk için örseleyicidir. Bu dönemdeki en büyük problem, çocuğun kendisini başkalarıyla kıyaslayarak kazanacağı yetersizlik ve aşağılık duygusudur. Çocuk bu durumda, üst konumdaki kişileri örnek alması gerekirken yanlış kişilere yönelebilir.

Aşağılık duygusu geliştiren çocuk, saygı görmek için para ve güç kazanmayı tek hedef haline getirebilir. Bu durumda iş kişi için hayatta en önemli şey haline gelecek, duygusal ve ruhsal bir doyumsuzluk, için için psikopatolojilere zemin hazırlayacaktır.

Çocuğunuzun yetersizlik ve aşağılık duygularına kapılmaması için beğeni ve takdirlerinizi açıkça ifade etmeli, bunu hiçbir zaman esirgememelisiniz.

5)Beşinci evre (Kimlik duygusuna karşın rol kargaşası):

11.yaştan ergenliğin bitimine kadar olan dönemi kapsar. Bu dönemin asıl amacı, kimliğini geliştirmek, kimlik hissini edinmektir. Önceki evreler başarılı şekilde yaşandıysa sağlıklı bir kimlik hissi oluşturmak kolay olacaktır.

Ergen, özdeşleşme ve taklit mekanizmaları ile kimlik kazanımına gider. Uygun kişilerin örnek alınması süreci kolaylaştıracaktır.

Bu dönemde karşı cinse ilgi artmış, ilk gençlik aşkları yaşanmaya başlamıştır. Bu aşklar masum olup, kendini arayışın bir uzantısıdır. Çoğu kısa süreli, iniş çıkışlarla dolu, çabuk tükenen, olgunluğa kavuşmamış aşklardır.

Benzer düşünce yapısındakilerle bir araya gelip, dayanışma grupları kurmak, kuvvetli görünme ve ortak kimlik oluşturma çabalarındadır. Çocukluk ve yetişkinliğin değer yargıları arasında bocalayan genç kararsızlık ve şaşkınlık içindedir. Bu kargaşa farklı kahramanlara, tarikat ve ideolojilere, dini konulara tutkuyla bağlanmasına sebep olabilir. Alkol ve madde kullanımı, suç işleme davranışları gösterebilir.

Onaylanma, saygı duyulma ihtiyacı büyüktür. Bundan dolayı grup disiplini dışına çıkmakta zorlanır. Gruplar çoğu kez farklı alışkanlık, düşünce yapısı ve davranış özelliğinde olanları kabul etmez, dışlar, hatta şiddet gösterebilir.

Çevrelerince nasıl göründüğü ve değerlendirildiği ergen için büyük bir takıntıdır. Meslekle ilgili düşünceler de bu dönemde olgunlaşacaktır.

Olumlu bir kimlik duygusu kazanımı için ebeveynler ergenlerin yeni rolleri araştırmalarına kontrollü biçimde izin vermelidir. Ergen olumlu ya da olumsuz birçok şeyi araştıracak, yorumlayacak, kendisi için hangisinin en iyisi olduğuna karar verecek, nasıl bir insan, nasıl bir ebeveyn, nasıl bir eş olacağına ruhsal ve sosyal olarak hazırlanmaya çalışarak erişkin dünyasına adım atacaktır.

Özetle bu evrenin önemi kimlik krizini çözmektir.

6)Altıncı evre (Tek başınalığa karşın yakınlık kurma dönemi):

21-40 yaş arasını kapsayan bu dönem, yakınlığa karşı yalıtılmışlık olarak da isimlendirilir.

Kimlik krizi başarılı bir biçimde çözüldüyse sosyal iletişim, arkadaşlık ilişkileri, iş ilişkileri ve cinsel yaşantı uyumlu ve doyurucu olacaktır. Güvenle, karşılıksız olarak sevgiyi verebilme ve alabilme gücü, başarılı bir kimlik edinmeyle mümkündür.

Evlilik ve iş kariyeri edinme çabaları bu dönemi içine alır. Bu evrede temel hedef bir başkası ile yakın iletişim kurmaktır. Bireyler ilişkilerinde tavizler vermeyi, karşılıklı özveride bulunmayı becerebilmelidir. Yakınlık kurma kapasiteniz evlilik, iş ve sosyal hayatınızı doğrudan etkileyecektir.

Krizi atlatamayan bireyler, diğer insanları kendisi için zararlı ve tehdit edici olarak görür ve kendini bir güvenlik zinciri içine almaya çalışır. Dolaylı olarak ya da doğrudan diğer insanları kendinden uzak tutar, uzaklaştırır, yakın ilişki kurmaz, hatta onlarla bir savaşım içine girebilir.

İnsana sevgi ve saygıdan uzak bir iletişim, psikolojik olarak yalnızlığa itilmiş bireylerin tarzı olup, günümüzün en önemli toplumsal, sosyal ve ruhsal sorunlarındandır.

7)Yedinci evre (Üretkenliğe karşı duraklama dönemi):

Orta yetişkinlik olarak da ifade edilen bu dönem 40-65 yaşlar arasını kapsar. Kişi üretkenlik ile duraklama arasında bir seçim yapacaktır.

Yeni nesli oluşturmak, onları olumlu amaçlara yöneltmek, onlara doğru örnek olmak gerçek üretkenliktir. İş, aile ve sosyal yaşamda önemli başarılar elde edilmiş olsa da yükselme dönemi hız kesmiş, çöküş öncesi duraklama dönemine girilmiştir.

Ruhsal, sosyal ve cinsel doyumu sağlayamamış kişiler, bilinçdışına atmaya çalıştıkları olumsuzlukları, sahte değerlerini, sahte rahatlatıcı düşünce ve hareket yapılarını artık saklayamaz hale gelebilir.

Beklenti, inanç ve umutlar tükenerek, hayata bakış olumsuz bir hal alabilir. Sahte dostluklar, obsesif yakınlıklar içinde kendi içlerine döner, adeta çocuklaşırlar. Bu dönemde ağır depresyonlar, alkol ve madde bağımlılığı gelişebilir. Ruhsal yönden sağlıklı bir birey, verimsiz olduğu duygusuna kapılmadan yaşına ve pozisyonuna uygun üretkenliği gösterecektir.

8)Sekizinci evre (Bilgelik dönemi):

65 yaş üzerini kapsayan bu evre benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk dönemidir. Kişi, ya hayatı dolu dolu yaşamış, üretkenliğin verdiği doyumu almış, benliğini tam olarak bulmuştur ya da yaşadığı çatışmaların altında ezilmiş, hayatının boş geçtiği, hayatın anlamsız olduğu düşünceleriyle umutsuzluk içindedir.

Benlik bütünlüğüne ulaşmış kişi hayattaki yeri ve rolünü kabul ederek, huzur içinde, kendisi ile barışık bir hayatla yaşamının son dönemlerini geçirecektir. Bu, bilgelik halidir. Hiçbir şey geri gelmeyecek, geçmişi değiştiremeyecek de olsa kendi sorumluluğunda, hataları ve doğrularıyla kendi yolunu çizdiğinin bilincindedir ve pişman değildir. Yapabileceklerinin en iyisini ve en doğrusunu yaptığını bilmektedir. Keşkelerle boğuşmamakta, geriye dönmek mümkün olsa daha farklı yaşardım dememektir. Bunu diyebilen bilge kişi ölümden korkmaz, ölümü rahatça kabullenebilir. O öldüğünde de üretmiş olduğu maddi-manevi değerlerden genç kuşaklar yararlanacak, bunun huzuru ruhunu doyuracaktır.

Toplumların ilerlemesi ve huzuru, bilgelik düzeyine ulaşmış olgun kişilerin çokluğu ile doğru orantılıdır. Çalışkan, sabırlı, dürüst, ahlaklı, doyumlu, sevmeyi bilen kişiler böyle toplumlardan çıkacak, yaşamın sorunları ve sorumluluklarından kaçmayan bireyler yetişecektir.

Antalya psikiyatri ve psikoterapi merkezi olarak yedi evreyi başarıyla geçmenizi ve bilgelik düzeyine ulaşmanızı dileriz.

Psikiyatrist ve Psikoterapist Emine Filiz Uluhan, Antalya psikiyatri ve psikoterapi merkezi, Lara/Muratpaşa/Antalya.

Kaleminden