ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Depresyon Belirtileri

Depresyon belirtileri genelde günler ve haftalar içinde gelişir. Sevilen birinin ani ölümü, boşanma, önemli bir ilişkinin bitmesi, işsiz kalma gibi çok travmatik psikososyal stresleri takiben hızla gelişen depresyon nöbetleri de olabilir.

Depresyonda erken belirtiler yaygın bunaltı, panik atakları, yorgunluk, enerji kaybı ve uykusuzluktur. Bunun ardından hüzün, neşesizlik, umutsuzluk, karamsarlık, kasvetlilik duygusu, gülememe ile karakterize depresyonun temel belirtisi olan çökkün duygu hali başlar.

Çökkün duygulanım, depresyonun tanı koydurucu belirtisi olup, hasta her şeyin değersiz, hayatın anlamsız, geleceğin umutsuz olduğundan ve bunların düzelmeyeceğinden bahseder. Duygulanımdaki bu normal dışılık sıradan bir mutsuzluk ya da keyifsizlikten açıkça farklı bir şeydir.

Birçok psikiyatrist depresyonun genel belirti üçlüsünü hüzünlülük, zihinsel ve bedensel etkinliklerde azalma, bilişsel inhibisyon (akıl, hafıza, dikkat, dil, bilgi işlemede gerileme) olarak belirtmektedir.

Depresyondaki psikolojik belirti üçlüsü ise mutsuzluk, suçluluk, değersizlik ile seyreden çökkün duygulanım, enerji kaybı ve içsel sıkıntı (anksiyete) olarak tariflenir.

Genel psikiyatri pratiğinde;

  • Bir birey her zamankinden daha az üretici ise,
  • Hayattan eskisi kadar zevk almıyorsa,
  • Toplumla, olaylarla ve eşyalarla (ev, araba gibi) ilgilenmede yetersizlik ya da onlardan uzaklaşma gösteriyorsa depresyon tanısı konur.

Günümüzün bireyselleşen dünyasında birkaç yüzyıl öncesinde görülen manevi suçluluk duyguları, dünya ve uygarlığın sonuna dair endişeler seyrek görülmekte olup, kişinin kendi varlığı hakkındaki endişeler, mesleki yetersizlik hisleri, kaçırılan yatırım fırsatları, aldığı kararlardaki yanlışlıklardan duyulan büyük pişmanlıklar depresyon belirtileri olarak öne çıkabilmektedir.

Depresyon öncesi belirtilerin bilinmesi erken tanı ve erken tedavi için önemlidir. Yorgunluk, uykusuzluk, çalışma isteksizliği, inisiyatif almaktan kaçınma, olağan sosyal aktivitelerden uzak durma, dikkatsizlik, odaklanma güçlüğü, ilgi azalması, huzursuz ve sıkıntılı bir ruh hali depresyonun başlangıç belirtileri olabilir.

Depresyon belirtilerini daha ayrıntılı inceleyecek olursak;

  1. Çökkün duygulanım: Tüm depresyonlarda az ya da çok mutlaka vardır. Başlarda duruma uygun tepki gösterememe, şakalara gülmeme, mutlu olaylara sevinememe, grubun neşesine katılamama gibi duygulanımda bir sığlaşma söz konusudur. İlerleyen dönemde hastanın kafası hüzünlü düşüncelerle dolar, sadece dünyanın karanlık yüzünü görür. Ağlama eğilimi artar. Özellikle erkek hastalar ağlama konusunda katı tutumlu olduklarından ağlayamasalar da ‘’keşke ağlayabilsem, rahatlardım’’ diyebilir. Hastalık derinleştikçe her şey değersiz ve anlamsız, gelecek umutsuz, geçmiş yararsız görülmeye başlar. İyileşemeyeceği duygusu hastanın benliğini sarmıştır. Doktorun ve kendisinin boşa çabaladığını, zaman israfı yaptığını düşünür. Duygular köreldiğinden bazı hastalar eş ve çocuklarına karşı sevgisini yitirdiğini zannederek bundan yakınır. Bazı hastalar ise yakın çevresine nefret duygularını açıkça ortaya döker. Çocuk ve ergenlerde ise hırçın duygulanım görülebilir.
  2. Suçluluk duyguları ve kendini eleştirme: Düşük benlik saygısı depresyonda karakteristiktir. Geçmişe bakarak kendinde hatalar bulma, tembel olduğuna, iyi bir eş ya da ebeveyn olamadığına inanma depresyondaki hastalarda sıktır. Hasta yakınlarının iyi niyetle, düzelir umuduyla söyledikleri ‘’iradeni kullanmıyorsun, kendini toplamıyorsun, biraz gayret göstersen bir şey kalmayacak, sen bunu kolayca atlatırsın’’ gibi minik eleştiriler yarardan çok zarar verici olup, hastanın hatalı hissetmesini pekiştirecektir. Muhafazakar hastalarda ise suçluluk duyguları hezeyan boyutuna ulaşarak, günahkar olduklarını, hastalıklarının günahlarının cezası olduğunu düşünmelerine yol açabilir.
  3. Zevk ve ilgi kaybı: Günlük aktivitelere karşı ilgisizlik vardır. Bunlar hasta tarafından anlamsız ve boş bulunur. Bir şey yaparken hemen sıkılır, kararlar ertelenir, işler ertelenir, erteledikçe yığılan işleri yapmaktan bir süre sonra tamamen vazgeçilir. Geçmişte zevk ve keyifle yapılan işler, hobiler hastayı sıkmakta, angarya olarak görülmektedir. Tertip ve temizlik azalmıştır.
  4. Yorgunluk: Sürekli halsizlik ve güçsüzlük depresyonun tipik belirtilerindendir. Bir işe başlamak, eldeki bir işi bitirmek zorlaşır. Zaman içinde konuşmak bile hasta için angarya halini alır, konuşma yavaşlar ve monotonlaşır. Konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık iş ve akademik hayattaki verimliliği düşürür. Gazete okumak, film izlemek gibi eylemler yapılamaz hale gelebilir.
  5. Anksiyete: İç sıkıntısı olarak tarif edebileceğimiz anksiyete sebebi bilinmeyen bir huzursuzluk duygusudur. Gerginlik ve gevşeyememe dikkat çekicidir. Buna ağız kuruluğu, hazımsızlık, çarpıntı, göğüs ağrısı, nefesin yetmemesi hissi, koltuk altlarında terleme, baş dönmesi, yutma güçlüğü gibi sempatik sinir sisteminin fazla çalışmasına bağlı bulgular da eşlik edebilir. Hastalarda ani tepkiler, öfke patlamaları olabilir. Başkalarına yoğun bir bağımlılık ile bencil bir duyarsızlık arasında çok farklı davranışlar gösterebilen bu tür hastalarla birlikte yaşamak oldukça güçtür. Klinik tablo bazen ajitasyon boyutuna geçer ki, bu durumda koşarcasına dolaşıp inleme, saçını başını yolma ortaya çıkabilir. Bu olgularda intihar olasılığı yüksektir.
  6. Retardasyon: Beden hareketleri, genel hareketlilik, konuşma yavaşlamıştır. Mimikler azalmış, ses tonu yüzeyelleşmiştir. Bu hastalar düşüncelerinin de yavaşladığını, kolay karar veremediklerini belirtirler. Sorulara geç ve evet ya da hayır şeklinde kısa cevaplar verilir. Hareketler ağır çekim gibi zahmetle yapılır. Retardasyon genelde genç hastalarda görülür. Hastaların yarısında mevcut olup, varlığında depresyon tanısı kolayca konur.
  7. Uyku bozukluğu: Genel belirti uykuya dalma güçlüğüdür. Uyumaya çalışan hasta saatlerce yatakta dönüp durduğundan bahseder. Sık sık uyanarak uykunun kesilmesi, sabah erken uyanma, dinlendirici olmayan uyku görülebilir. Bir çok hasta kötü rüyalar görmekten şikayetçidir. Şiddetli depresyonlarda sabah erkenden ve sıkıntı ile uyanma tipik bir belirtidir.
  8. Depresyonun bedensel belirtileri: Genel enerji kabı, işlerini yapacak gücü bulamama, çabuk yorulma, sürekli bitkinlik hissi depresyonun başta gelen bedensel belirtilerindendir. Bazı hastalar yiyeceklerden hiçbir tat alamadıklarını, yiyeceklerin saman gibi geldiğini, açlık hissetmediklerini söylerler. İştahsızlık, kabızlık ve kilo kaybı sıktır. Özellikle baş, boyun ve sırt ağrıları olmak üzere tüm vücutta ağrı, ağızda acılık ya da fena tattan şikayet edilebilir. Bazı hastalar ise ağır bir organik hastalığa sahip oldukları inancı ve kaygısına kapılarak hipokondriyak belirtiler gösterir.
  9. Ruh halinin gün içinde değişimi: Hastaların durumlarının gün içinde ani değişimler göstermesi depresyonda sık görülen belirtilerdendir. Genelde sabah kendini kötü hissetme olurken, atipik depresyonlarda akşamları kötü hissetme önemli bir bulgudur. Gün içinde dalgalı bir seyir de mümkündür.
  10. Cinsel istek kaybı: Azalmış cinsel faaliyet, azalmış libido ve yetersiz orgazm hemen hemen tüm depresyonlarda bulunan bir belirtidir. Erkekler sertleşme sorunu yaşadıklarından kendilerini ‘’güçsüz’’ olarak tanımlarlar. Psikolojik kökenli ereksiyon sorunlarında REM uykusunda sertleşme görülürken, depresyonda gece uykusunda da sertleşmede azalma olduğu gösterilmiştir. Bu daha derin bir patoloji göstergesidir. Kadınlarda ise cinsel isteksizlik had safhadadır.
  11. İçgörü kaybı: Depresyonda içgörü kaybolmaz. Ağır dönemlerde bile hasta hastalığının farkındadır. Ancak bazı hastalar ruh hastası olarak damgalanma endişesi ile hastalıklarını bilinçli biçimde inkar edebilir. Tebessümle hiçbir bozukluğunun olmadığını ifade eden bu hastalara gülümseyen depresyon, depresyonsuz depresyon denilmektedir.
  12. Öfke nöbetleri: Depresyonda patlayıcı biçimde açığa vurulan öfke görülebilmekte, yıkıcı sonuçları olabilmektedir.