ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Depresyonun Psikolojik ve Sosyal Yönü

Depresyon neden oluyor, niye bazı insanlar depresyona kolay giriyor? Sorularını yanıtlarken depresyonun psikolojik ve sosyal yönünü iyi bilmek gerekir. Depresyon oluşumunda temel iki öğe; Olaylara ve duygulara nasıl anlam verildiği, ayrıca hayatın zorluklarıyla nasıl baş edildiğidir. Düşünceler doğrudan depresyona neden olmasalar bile depresyona katkıda bulunan, depresyonu besleyen temel malzemedir.

Kişi kendini yenilmiş, ikinci planda, aşağı hissettiğinde, geleceği umutsuz gördüğünde, zayıfım, yetersizim, kötüyüm inancına kapıldığında depresyon adım adım gelecektir.

İnsanların düşünce yapılarının oluşumunda hayatın ilk yıllarındaki deneyimlerin büyük rolünün olduğu bilinir. Bu dönemlerde yaşanan stresler bireylerin tehdit ve korunma sistemlerini aşırı duyarlı hale getirebilmekte, kendimiz, diğer insanlar ve dünya hakkında temel ya da çekirdek inançlar oluşmaktadır.

Temel inançlar bilgiye dayanmak yerine duyguyla bütünleşmişlerdir. Örneğin, bir ebeveyn çocuğuna kızdığında ‘’aptal’’ diye seslenmekte olsun. Çocuk anne ya da babası kızdığında korkmanın yanında kendini aptal hissedecek ve utanacaktır. Bir süre sonra da korku, utanç ve aptal nitelemesi bütünleşecektir. Bu kısır döngü yaşamın ilerleyen dönemlerinde de bir hata yapıldığında derhal devreye girecek, kişinin benlik duygusunda zayıflamaya yol açacaktır.

Bir örnekle daha konuyu pekiştirecek olursak; Bir annenin erken yaşta yaptığı mutsuz bir evlilikten olan çocuğunun yanında sık sık bu kadar erken çocuk doğurmasaydı kariyer yapabileceğini, şimdi bambaşka yerlerde olabileceğini söylediğini varsayalım. Çocukta, ‘’ben insanların başına belayım, insanlar beni istemiyor, insanların yapmak istediklerine engel oluyorum’’ inancı yerleşecek, ‘’insanlar beni her an terk edebilir, terk edilmemek için onları üzecek hiçbir şey yapmamalıyım’’ takıntısı gelişebilecektir. Yaşam boyunca bu kişinin çatışma anlarında aşırı kaygılanıp ‘’ben bir baş belasıyım, insanlar için sıkıntı kaynağıyım, kabul edilmek için insanların yapmak istediklerine izin vermeliyim’’ düşüncesine kapılması doğaldır. Kişi sevilmediğine inanmakta, başkalarının isteklerine uymak zorunda kalmakta, bundan dolayı da öfke duymakta, kendini zayıf hissetmekte, suçluluk duymaktadır. Stresin yoğunlaştığı dönemlerde ise depresyon döngüsü kolayca çalışmaya başlayacaktır.

Depresyon gelişiminde aşağıdaki çocukluk yaşantılarının pay sahibi olduğu söylenebilir.

*Sevgiden yoksun bir çocukluk.

*Fazla kontrolcü veya standartları yüksek ebeveyn.

*Sürekli eleştirilme. Çok eleştirilen çocuk kendini eleştirme eğilimine girecek, bu da depresyona zemin hazırlayacaktır.

*Ebeveynlerin öngörülemez olması. Saati saatine, günü gününe uymayan ebeveynler çocuklar için stres kaynağı olmakta, çocuk neyin doğru, neyin yanlış olduğu hakkında net bir ayrıma gidememektedir.

*Aileden yeterli derecede korunma, destek ve yakınlık görmeden geçirilen bir çocukluk.

*Küçük kardeşlerine bakma ya da erkenden aileye maddi destekte bulunma beklentisi gibi çocuğun kapasitesini aşan isteklerde bulunan ailelerde yetişmek.

İnsan ilişkilerinde sevgi, yakınlık, destek ve ilgi gibi olumlu deneyimlerin bulunmaması depresyona yol açan önemli faktörlerdendir. Sevilmek ve istenmek, başkalarına yakın olmak, kabul edilmek ve ait olmak, arkadaşlara sahip olmak, bir grubun üyesi olmak, başkaları için değerli olmak, takdir edilmek, kendine ve başkalarına çekici gelmek, statü sahibi olmak ve saygı görmek stres hormonu seviyelerini düşürmekte, kişiyi iyi hissettirmekte, depresyondan korumaktadır. Tersi olduğunda ise mutsuzluk, devamında depresyon gelişebilmektedir.

Kişilerin ‘’ben şöyleyim ya da böyleyim’’ şeklindeki temel inançları depresyona neden olabilir. Depresyondaki insanlar başkalarının desteğini, yardımını, sevgisini ve beğenilerini kazanma yetileri konusunda çok olumsuz düşüncelere sahip olabilirler.

*Kimse beni umursamıyor.

*Sevgi ve güvenceye ihtiyaç duymam bir zavallılık işareti.

*İhtiyaçları olan biri zayıftır.

*İhtiyaçları olan biri açgözlüdür.

*ihtiyaçlarım herkes için bir sıkıntı.

*Benim ihtiyaçlarım herhangi birinden çok fazla gibi inançlar başkalarına yük olma kaygısı doğurmakta, bu kişiler başkalarından yardım isteyememekte, başkalarıyla olumlu ilişkiler geliştirmekte zorlanmaktadırlar. Bu da depresyona yatkınlık kazandırır.

‘’İnsanlar sadece kendilerini umursuyor, bana karşı iyi olan birinin mutlaka bir beklentisi vardır, insanlar beni kullanmak istiyor, insanlara zaaf ve zayıflıklarımı gösterirsem beni istismar ederler, insanlar kendilerini iyi hissetmek veya iyi göstermek için hoş davranıyor’’ gibi istismar ve güvensizliğe dayalı inançlar da depresyonda pay sahibi olmakta, depresyondaki kişi her yerde aldatmacalar görmektedir.

Statümüz konusundaki temel inançlar da depresyondaki sorunlardan biridir.

*Diğerleri kadar iyi değilim, yetersiz ve değersizim.

*İstediğimi elde etme konusunda kendime güvenim yok.

*Büyük işler başarırsam kendimi ispatlayabilirim gibi utanç, yetersizlik ve konumundan memnuniyetsizlik duygularını bunlar arasında sayabiliriz.

Kendimizle, başkalarıyla veya ne düşüneceğimiz, söyleyeceğimiz ya da yapacağımız konusunda yaşadığımız çatışmalar bizi depresyona sokabilmektedir.

Antalya Depresyon Tedavisi, Antalya Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi.

Psikiyatrist ve Psikoterapist Dr. Emine Filiz Uluhan.