ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Şizofreni

Şizofreni Nedir? Şizofreni günümüzde tek bir hastalık olarak görülmeyen, etiyolojisinde birçok farklı etkenin rol oynadığı, farklı klinik türleri olan, seyri ve sonlanışı çeşitlilikler gösteren, hastanın kendine özgü iç dünyasında yaşadığı, düşünce, duygu ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü ağır bir ruhsal bozukluktur.

Şizofreninin tarihçesi: Eski çağlarda Hipokrat zamanından beri şizofreni benzeri hastalıklar tanımlanmıştır. Orta çağ Avrupa’sında şizofrenisi olan hastalar, içine şeytan girdiği düşünülerek ağır eziyetler görmüşlerdir. 17. y.y.dan itibaren Willis Pinnel, John Haslam, Morel, Hecker, Kahlbaum, Kraepelin şizofreni üzerinde çalışmış, hastalığın bilimsel temellerini geliştirmişlerdir. İsviçreli psikiyatrist Eugen Bleuer, 1911’de zihin bölünmesi, yarılması anlamına gelen şizofreni terimini kullanarak, bu hastalığın isim babası olmuştur.

Şizofreni sıklığı: Dünya ortalamaları 15-45 yaş aralığında şizofreni olasılığının %1 dolayında olduğunu göstermektedir. Şizofreni sıklık ve yaygınlık açısından, cinsiyet farkı göstermemekle birlikte, kadınlarda daha geç yaşlarda başlamakta ve klinik seyri daha iyi olmaktadır.

Şizofreninin nedeni net değildir: Genetik faktörler, beynin yapısal değişiklikleri, nörokimyasal değişiklikler, nörofizyolojik değişiklikler, endokrin faktörler, viral ve immün faktörler etkili olabilir.

Şizofrenlerin BT, MR çalışmalarında frontal, temporal, limbik ve bazal ganglia alanlarında ve beynin simetrisinde değişiklikler bulunmuştur.

Şizofreni bulgularının gelişiminde santral sinir sisteminde aşırı dopaminerjik aktivite önemlidir. Bu hastalarda anormal bilgi işleme süreci, izleyici göz hareketlerinde azalma gösterilmiştir. Kadınlarda daha geç dönemde şizofreni gelişebilmektedir. Prolaktin, melatonin ve tiroid fonksiyonlarında bozulmalar görülebilir.

Viral ve immun faktörler de etkili olabilir. Psikososyal faktörler de hastalığın seyrinde net olarak rol oynamaktadır.

Şizofreni nasıl başlar? Hastalığın başlangıcı genellikle erkeklerde 15-25, kadınlarda 25-35 yaş aralığıdır. Ailesel yatkınlığı olan ailelerden gelen hastalarda yaş sınırı geçerli değildir. Hastalık kadınlarda menapoz öncesi dönemde ikinci bir zirve yapmaktadır. Erken başlangıçta hastalarda kalıtımın rolü fazladır. Her türlü psikolojik zorlanma hastalığı tetikleyebilmektedir. Çeşitli takıntı ve zorlantılar (obsesyon ve kompülsiyon), korkular, metafizik ve dinsel uğraşılar gibi duygu, algı ve düşünce sistemindeki farklılıkların yanında yorgunluk, halsizlik gibi bedensel şikayetler de şizofrenide ilk belirtiler olabilir. Buna benzer nonspesifik belirtilerden dolayı gerçek bir tanıya varmak için, hastayı bir süre izlemek gerekir. Aileler sıklıkla hastalık öncesi sessiz, aşırı uyumlu, içe dönük, kendi halinde, arkadaşsız özellikler tarif ederler.

Şizofrenide belirti ve bulgular nelerdir? Genel görünüm ve davranış anlamında vurdumduymaz, ilgisiz, donuk ve çekingen tavırları vardır. Bakımsız ve dağınık görülebilirler.

Konuşma ve ilişki kurmada çok değişiklikler gözlenir. Çoğu kez kendiliğinden konuşma belirgin olarak azalır. Konuşurken hastayla ayrı dünyalarda olduğunuzu hissedersiniz. Konuşmada düzensizlik, dağınıklık, yavaşlama veya hızlanma, abuk sabuk konuşma, kalıplaşmış yinelemelerle konuşma (stereotipi), bazen çok konuşup, bazen hiç konuşmama, bebeksi konuşma gibi özellikler dikkati çeker. Sorulara yandan veya ilgisiz, uygunsuz cevaplar verebilir.

Duygulanımsal anlamda bir küntlük, duygusal tepkilerde bir gerileme mevcuttur. Hastalar aldırmaz, vurdumduymaz, duygusuz gibi görülebilirler. İlişki kurmak güçtür. Bazı hastalar paniğe benzer derecede aşırı bunaltı hissedebilirler. Yersiz ve anlamsız gülme, ağlama, taşkınlık ve duygulanımda uygunsuzluk görülebilir. Çökkün ya da taşkın duygudurum gözlenmesi sıktır.

Bilişsel yetilerden bilinç ve yönelim genellikle yerindedir. Zekada belirgin bir gerileme olmamasına rağmen, soyutlama yetisinde zayıflama neticesi zekada gerileme izlenimi verebilir. Bellekte genelde bir kusur görülmez. Dikkati toplama, akıl yürütme, sorun çözme, öğrenme gibi bilişsel işlevlerde yetersizlikler sıktır. Çevredekilere ilgi azaldığından dolayı algılama da azalmış gibi görülmektedir. Paranoid özellikler gösteren ya da taşkın dönemdeki hastalarda, algı artması ve keskin algılama olabilir.

Niteliksel olarak gözlenen algı bozuklukları, varsanılar (halüsinasyon) ve yanılsamalar (illüzyon)dır. İşitme, görme, dokunma, koku ve tad ile ilgili varsanılar sıktır. Hastalar olumsuz sözler, küfürler, yön verici komutlar, ‘’sen eşcinselsin’’, ‘’kendini öldürmelisin’’ gibi kendi düşüncelerini yansıtan işitsel halüsinasyonlar duyabilir. Bazen uğultu, haykırma, gülme gibi sesler işitebilirler.

Bedenine elektrik verilmesi, herhangi bir uzvunun kesilmesi gibi dokunma varsanıları görülebilir. Bazı hastalar olmayan ses ve görüntülerle ilgilendiklerinden, kendi kendine konuşuyor gibi görünebilirler. Bazen de depersonalizasyon (öze yabancılaşma) ve derealizasyon (gerçek dışılaşma) şeklinde algı bozuklukları oluşabilir. Örneğin bir genç kız yüzünü erkek gibi algılayabilir, başka bir hasta kollarının çok uzun olduğuna inanabilir.

Şizofrenide düşünce sisteminde de ciddi bozulmalar görülür. Hasta bazen kendine özgü bir dil geliştirir ve buna bağlı uydurma kelimeler kullanır. Düşünce hızında azalma ya da artma bulunabilir. Düşünce içeriğinde fakirleşme söz konusudur. Hastalar bazen basınçlı konuşma denilen, sözünü kesip araya girmenin zor olduğu, dakikada 150’nin üzerinde sözcük kullanılan bir tarzda konuşurlar. Çoğu kez düşüncede mantıksal zincir bozulmuştur. Hasta bir düşünceden ilgisi olmayan bir düşünceye sık sık atlama yapar. Soyut düşünce yerini somut düşünceye bırakır. Ağır hastalarda konuşma anlamsız gibi görünen bir sözcük salatası haline gelebilir.

En temel düşünce içeriği bozukluğu, sanrılardır(hezeyan).Sanrılar mantıklı tartışma ile değiştirilemeyen düşüncelerdir. Etkilenme sanrıları (başkaları tarafından davranışlarının etkilenip, yönetilme durumu), düşünce sokulması (kafasına düşünceler sokulması ya da kendi düşüncelerini başkasının kafasına sokma), düşünce okunması (düşüncelerinin başkaları tarafından okunması ya da başkalarının düşüncelerini okuyabilme), düşüncenin yayımlanması (beynin bir radyo, bir televizyon vericisi gibi çalışması) ve düşünce çalınması (düşüncelerin başkaları tarafından zihinden kaçırılması) sanrıları sıklıkla görülen sanrılardır. Bunların yanında cinsellikle ilgili erotomanik sanrılar, büyüklük, küçüklük, nihilistik, somatik ve kötülük görme (perseküsyon) sanrıları da bulunabilir.

Şizofreni hastalarında bazı hareket bozuklukları da gözlenir. Ağır durgunluk ve ilgisizlikten, taşkınlık durumuna kadar değişen, niceliksel hareket bozukluklarının yanında garip yüz ve göz hareketleri, kalıplaşmış el ve kol hareketleri, sık sık elini yüzüne götürme ya da saçını tutma gibi tik benzeri hareketler görülebilmektedir. Bazen hastalar belli bir pozisyonda donmuş gibi kalabilir (katatoni). Bazen de donakalım durumundan birden atak ve taşkın hareket durumuna geçebilir (katatonik eksitasyon). Ağır hastalık durumunda çırılçıplak soyunma, rastgele tuvaletini yapma, dışkısını yeme, göz önünde mastürbasyon yapma gibi davranışlar sergilenebilir.

Şizofrenide bedensel ve fizyolojik belirtiler de söz konusudur. Aşırı yeme veya iştahsızlık, uyku düzensizlikleri, cinsel isteksizlik ve güçsüzlüğün yanı sıra, bazen cinsel istekte aşırı artma gibi nonspesifik belirtiler mümkündür.

Şizofrenide negatif ve pozitif belirtiler: Sanrılar, varsanılar, düşünce ve davranışta dağınıklıklar ve dikkat bozukluğu pozitif belirtiler olarak adlandırılır. Aktif hastalık döneminde ve akut başlayan bozukluklarda pozitif belirtiler hakimdir. Antipsikotik ilaçlar daha çok pozitif belirtiler üzerine etkilidir.

Duygusal küntlük, düşünce ve konuşmada fakirleşme, toplumdan çekilme, istekle yapılan eylemlerde azalma, günlük etkinliklerden zevk alamama gibi belirtiler ise negatif belirti grubundadır.

Eugene Bleuler’in şizofreni kriterleri: Bleuler her şizofreni hastasında bulunması gereken temel belirtiler ve temel belirtilerin üzerine eklenen ikincil belirtiler olarak bir açıklamada bulunmuştur.

A) Temel belirtiler

1.Duygulanımda bozukluk: Aşırı aldırmazlık ve ilgisizlik, duygusal tepkilerde küntleşme, uygunsuzluk ve dengesizlik.

2.Çağrışımlarda bozukluk: Düşüncede kayma, duraklama, yoğunlaşma, sözcük salatası, kendine özgü tuhaf ve anlaşılmaz düşünce yapısı.

3.Ambivalans: Birbirine karşıt duygu ve eğilimlerin aynı anda bulunması.Örneğin; birini severken, bir anda vurabilir veya ilacını alacakken bir anda reddedebilir.

4.Otizm:Dış dünyayla ilgiyi keserek kendine özgü iç dünyasında oranın kural ve gereksinimlerine göre yaşamak.

Bu dört temel belirti açık bir bilinçlilik durumunda olmalı, yönelim ve bellekte bir kusur olmamalı, deliryumda bulunmamalıdır.

B) İkincil belirtiler

1.Sanrılar, kalıplaşmış ve yineleyici fikir ve uğraşılar.

2.Halüsinasyon ve illüzyonlar.

3.Donakalım, balmumu esnekliği gibi devinim bozuklukları, garip duruş ve mimikler, telkine yatkınlık, karşıt olma davranımı (negativizm).

Şizofreni Türleri:

  1. Paranoid şizofreni: Düşünce içeriğinde bozulma ile karakterizedir. Kötülük görme (perseküsyon sanrıları (beni izliyorlar, beni zehirleyecekler, bana komplo kurmuşlar gibi), büyüklük sanrıları (kendini peygamber, tanrı gibi algılayabilir), etkilenme fikir ve sanrıları (ışınlarla beni kontrol ediyorlar, hareketlerimi ve düşüncelerimi denetliyorlar gibi) ve alınganlık, kuşkuculuk hakimdir. Bazen aşırı dinsel, metafizik, filozofik veya cinsel uğraşılara takılabilir. Öfkeli, sert, kavgacı olabilir.
  2. Hebefrenik şizofreni: Düşünce biçimi ve devinim bozuklukları baskındır. Genç yaşta akut olarak pozitif belirtilerle başlar. Kişilikte hızlı bir yıkım ve dağılma ile seyreder. Sözcük uydurma, yineleyici basmakalıp konuşma, duygusal tepkilerde oynamalar ve uygunsuzluk, çırılçıplak soyunma, aşırı hareketlilik, başkalarının sözlerini aynen tekrarlama gibi belirtiler sıktır. Hızlı ve ağır seyreder.
  3. Katatonik şizofreni: Genelde katatoni (donakalım) ile seyreder. Uzun süre kıpırdamadan bekler, dışarıya tepki vermez, yemez, içmez, uyumaz, konuşmaz, öğütlere uymaz. Bazen katatonik taşkınlık denen ani ataklık ve aşırı hareketlilik durumuna geçebilir. Gençlerde görülür ve akut başlangıçlıdır.
  4. Basit şizofreni: Sinsi ve yavaş başlangıçlı, ilerleyici, negatif belirtilerin baskın olduğu bir şizofreni türüdür. İlgisizlik, isteksizlik, aldırmazlık, duygusal küntlük, düşüncede fakirleşme, toplumsal izolasyon ile seyreder. Tepkileri vurdumduymazdır. Sanrılar, varsanılar, hareket bozuklukları genellikle görülmez.
  5. Şizoaffektif bozukluk: Ruh hekimliğinin en tartışmalı konularındandır. Şizofreni ve duygudurum bozukluğu belirtilerinin bir arada bulunduğu hastalığı tanımlar. Hastanın geçirdiği tüm hastalık dönemleri, aynı şizoaffektif özellikleri taşımalıdır. DSM IV’e göre duygudurum bozukluğu dönemleriyle giden bir hastalık sırasında, bu dönemlerin dışında sanrı ya da varsanılar sürüyorsa hastalık şizoaffektif bozukluk olarak tanımlanır. Lityuma iyi yanıt veren vakalar bipolar duygulanım bozukluğuna daha yatkındır. Şizoaffektif bozukuğu doğrudan bir şizofreni türü olarak kabul eden araştırmacılar da vardır.

Şizofrenide sık karşılaşılan sorunlar nelerdir? Şizofrenisi olan hastalarda sigara kullanma oranı normal topluma oranla 2-3 kat yüksektir. Bu hastalarda nikotinin kanda antipsikotik ilaç düzeyleri ve ilaç etkisini değiştirmesi önem kazanmaktadır. Sigara kandaki ilaç düzeyini düşürerek ilaç yan etkilerini azaltmaktadır. Dopamin, serotonin ve glutamat üzerinden bir etkiyle şizofreninin negatif belirtilerini geriletmektedir.

Alkol, esrar, eroin, kokain gibi maddeler de şizofreni hastalarınca sıklıkla kullanılmaktadır. Şizofreni ve madde kullanımının birlikte kullanılması hastalığın alevlenme dönemlerini sıklaştırmakta, pozitif belirtileri şiddetlendirmekte, çökkünlük ve bilişsel yıkımı hızlandırarak, prognozu kötüleştirmektedir. Ergenlikte esrar kullanımının şizofreni gelişme riskini iki kat artırdığı bilinmektedir.

Bazı şizofreni hastalarında gözlenen aşırı su içme durumu da bazı sorunlara yol açabilmektedir. Günde beş litreyi geçen sıvı alımında, elektrolit dengesizliğine bağlı kalp ritm bozuklukları, deliryum, hatta ani ölümler olabilmektedir.

Şizofrenide ölçme ve değerlendirme araçları nelerdir? Hastaların ilaçlara verdiği yanıt ve klinik seyri izlemek yönünden ‘’pozitif ve negatif sendrom ölçeği’’, ‘’ pozitif semptomları değerlendirme ölçeği’’, ‘’negatif semptomları değerlendirme ölçeği’’, ‘’kısa psikiyatrik değerlendirme ölçeği’’ gibi test ve ölçekler sıklıkla kullanılmaktadır.

Şizofrenide klinik seyir ve sonlanış nasıldır? Çoğu kez hastalığın başlangıcında, henüz psikotik belirtiler çıkmadan, bunaltı, uyku bozukluğu, sinirlilik, dikkatini toplayamama, halsizlik, kendine bakımın azalması, kendinden beklenen işleri yapamama gibi nonspesifik belirtiler gözlenir. Birkaç haftadan, çoğu kez birkaç yıla kadar değişen bir zaman aralığında psikotik tablo aşikar hale gelir. Genellikle, başlangıçtan itibaren ilk 5-10 yılda zaman zaman pozitif belirtilerin görüldüğü alevlenmeler ve aralarda yatışmalar gözlenir. Yatışma dönemlerinde negatif belirtiler çoğu kez şiddetlenerek sürer. Bu 5-10 yılın sonunda alevlenme ve sönme periyodları durur ve hastalık işlev düzeyinde fazla değişiklik olmadan devam eder.

İş uyumu, toplumsal uyum, yaşam niteliği, hastaneye yatış gereksinimi ve hastanede kalış süresi, bilişsel yetiler, genel sağlık durumu ve intihar eğilimlerine göre hastalık değerlendirilir.

Hastalığın gidişini ve sonlanışını kestirmek hemen hemen mümkün değildir. En az % 30-40 hasta orta veya iyi derecede düzelme gösterip, aile, iş ve sosyal uyumu sağlayabilmektedir.

Hastalığın geç başlaması, kadın olma, ailede şizofreni ve duygudurum bozukluğu öyküsünün olmaması, evli olma, zekanın düşük olmaması, başlangıcın ani ve renkli pozitif belirtilerle gelişmesi, sanrı ve varsanıların baskın olması, katatonik ve paranoid türler, erken ve düzenli tedavi, ailenin ilgi ve desteği olumlu gidiş göstergeleridir.

Hastalığın erken yaşta başlaması, hastalık öncesi şizoid kişilik yapısında olma, belirtilerin sinsi ve yavaş gelişmesi, negatif belirtilerin baskın olması, aile öyküsü bulunması, aile ve sosyal desteğin olmaması, sık hastaneye yatma gereksiniminin olması durumunda ise prognoz olumsuz seyreder. Toplumda, ailede ve hastanın kendisinde beklenti düzeyi yükseldikçe, hastalığın gidişi ve sonlanışı kötüleşmektedir.

Şizofrenide ölüm ve intihar: Şizofrenide ölüm oranı, normal topluma göre 2-4 kat yüksektir. İntihar en önemli ölüm sebebi olup, % 10 vaka intihar sonucu ölür. İntihar riski, normal toplum ortalamasının 20 kat üzerindedir. Kazalar, enfeksiyonlar, kalp, damar ve solunum sistemi hastalıkları da yüksek oranda gözlenir. Madde kullanımı ve şizofreniye eşlik eden çökkünlük dönemleri intihar riskini artırmaktadır. Erkek hastalarda intihar nedeniyle ölümler kadınlara oranla yüksektir.

Şizofreni tedavisi: Tedavide temel hedef sadece belirtileri düzeltmek değil, hastalığın yıkıcı etkilerini azaltmak ve toplumsal uyumu sağlamak olmalıdır.

Hekimin hastayla kuracağı iyi bir ilişki, tedavi için önemlidir. Hastanın sınırlarına saygı duymak ve ona güven vermek birinci önceliktir. Bir çok şizofreni hastası bedensel temastan rahatsız olur. Bu tarz yaklaşımlar hastanın öfkelenmesine, hatta saldırganlaşmasına sebep olabilir.

Hastaya ve aileye hastalığın ciddi bir ruhsal sorun olduğu açıklanmalı, tümden olumsuz ve umutsuz bir izlenim vermekten kaçınmanın yanı sıra, yüzde yüz iyileşme gibi umut verilmemelidir.

İlk psikoz atağını geçiren hastaların hastaneye yatırılarak takibi tercih edilse de, bir çok akut olgu ayaktan izlenebilir. Panik, taşkınlık, katatoni belirtileri, kendine ya da başkalarına zarar verme olasılığı ve aile ortamının uygun olmadığı durumlarda hastaneye yatırmak en doğru yaklaşımdır.

Akut dönemin yatışmasını takiben, ilaç tedavisi hemen kesilmemeli, destekleyici psikoterapi, aile eğitimi ve rehabilitasyon yöntemleriyle sürekli izlenmelidir.

Şizofrenide ilaç tedavisi: 1950’lerde kullanıma giren antipsikotik ilaçlar şizofreni tedavisinde bir çığır açmıştır ve halen günümüzde en hızlı gelişen ilaç gruplarındandır. Şizofreninin her evresinde ilaçlar, temel tedavi aracıdır. İlaçlar özellikle pozitif belirtileri söndürmekte, ancak hastalığın özü yok edilememektedir. İlaçlara yanıt ve duyarlılık, her hastaya göre farklılıklar gösterdiğinden hangi ilacın, hangi hastaya hangi dozda verileceğine dair bir kesinlikten söz edilemez.

İlk kullanılan antipsikotik ilaç, klorpromazin olup, halen etkili bir ilaç olarak değerini korumaktadır. İkinci kuşak antipsikotiklerden klozapin, risperidon, olanzapin, ketiyapin, ziprasidon, aripiprazol, sertindol gibi ilaçlar pozitif belirtilerin yanısıra negatif belirtiler üzerine de etkilidir.

İlaç kullanımında kan şekeri, kan yağları, karaciğer, böbrek ve tiroid fonksiyonlarının takiibi mutlaka yapılmalıdır.

İlaçların optimum etkisi 3-4 hafta içinde gözlenir. Düzenli kullanım etki açısından çok önemlidir. Hastaların ilacını düzenli alıp almadıkları bilinmelidir.

Uyku hali, baş dönmesi ve sersemlik hissi, hipotansiyon, cinsel isteksizlik, cinsel işlev bozuklukları ve ekstrapiramidal yan etkiler sıktır. Bir çok hasta bu sebepten ilaç almak istemez. Hastaya ve aileye yan etkiler açıklanmalı ve ilaç alımı sağlanmalıdır.

Tedaviye dirençli şizofreni: Pozitif belirtilerin sürmesi, son 5 yıl içinde ilaç kullanımına rağmen mesleki ve sosyal işlevlerde normalleşme olmaması durumunda tedaviye direnç olduğu kabul edilir. Bu durumda tanı gözden geçirilmeli, eşlik eden yandaş hastalıklar değerlendirilmeli, madde kullanımı olup olmadığı tespit edilmeli, ilaçlarını düzenli kullanıp kullanmadığı araştırılmalı, yaşam döngüsü aile ve sosyal destek eksikliği göz önüne alınmalıdır.

En az bir birinci ve ikinci kuşak antipsikotik, yeterli dozda kullanılmasına rağmen yanıt alınamamışsa klozapin kullanımı önerilmektedir. Bu ilacın kullanımında olası yan etkiler hakkında yeterli bilgilendirme özellikle yapılmalı ve kan sayımı takipleri ihmal edilmemelidir.

İlaçlara dirençli, çok ajite ya da katatonik hastalarda dönem dönem EKT uygulaması gerekebilmektedir.

Şizofrenide psikososyal destek: Şizofrenide ilaç tedavisi zorunludur ancak bu hiçbir zaman tek yönlü düşünülmemeli, psikososyal yaklaşımlar ihmal edilmemelidir. Hastalığın seyrinde ve tedavide aile içi duygusal ortam ve etkileşimin önemli rolü vardır. Hasta ve ailesine yönelik destekleyici psikoterapiler ve eğitim, tedavinin başarı şansını doğrudan etkilemektedir.

Az gelişmiş ülkelerde ve akademik kariyerleri düşük bireylerde şizofreninin gidiş ve sonlanışı daha iyidir. Bunun açıklaması, hastanın kendisinin ve ailesinin yanı sıra toplumun hastadan beklenti düzeyinin düşüklüğü ile yapılmaktadır. Entellektüel beklenti düzeyi düştükçe bireyin üzerindeki baskı azalmakta ve iyileşme daha kolay olmaktadır. Hastaya düşkün, karışan ve eleştiren yaklaşan, yüksek duygu dışa vurumu gösteren ailelerde prognoz daha kötü seyretmektedir. Beklentileri gerçekçi bir düzeye indirecek tarzda aileye ve hastaya önerilerde bulunmak önemlidir. Hastanın sorun yaratmayacak hafif işlere yönlendirilmesi ve ondan kusursuz bir iş beklememek gerektiği bilinmelidir.

Farmakoterapinin yanında öğrenme ilkeleri temelli psikolojik ve sosyal beceri eğitimi ve grup psikoterapileri mutlaka yapılmalıdır.

Bunlardan dolayı şizofreninin tedavisinde psikiyatristler kadar eğitim kurumları, sivil toplum örgütleri ve devlete de büyük sorumluluklar düşmektedir.

Şizofrenide bireysel psikoterapi ve aile terapileri: Şizofrenisi olan birey kendisine ve çevresine olan güvenini yitirmiştir. Tüm benliği kaygılarla dolu olup, kendine özgü iç dünyasına kapanmıştır. Her şeye rağmen insan ilişkilerine ihtiyacı vardır, fakat korkuları yüzünden bunu gerçekleştiremez. Hastanın güvenilir, sürekliliği olan bir kişiye bağlanma ihtiyacının giderilmesinde psikoterapinin önemi büyüktür. Hastaya analık, babalık rolünü oynayacak, abartılı sevgisel bir yaklaşımdan ziyade, ondan uzak ve soğuk durmadan, kendi iç dünyasının anlamı ve değerine gereken özeni gösterecek bir yaklaşım şarttır.

Şizofreni psikoterapisinde, belli bir psikoterapi akımına bağlı kalmadan hastanın bireysel durumuna göre ayarlanmış, destekleyici, yapıcı, iç görü kazandırıcı ve uzun süreli bir ilişki kurmaya yönelik bir terapi süreci planlanmalıdır. Görüşmeler gereğinde kısa tutulmalı, hastanın o anki durumu ve ilgi düzeyi dikkate alınmalıdır. Hipnoterapi, hastanın benliğinin daha da parçalanıp, dağılmasına yol açabileceğinden kullanılmamalıdır.

Bunların yanında aileyi sürecin dışında bırakan bir şizofreni tedavisi düşünülemez. Son yıllarda klasik aile psikoterapisi yerine ailenin eğitimi, desteklenmesi, dengesinin korunmasına yönelik psikoterapötik yaklaşımlar önerilmekte ve tercih edilmektedir. Aile bireylerindeki yanlış tutumlar kendilerine suçluluk duygusu yaratmayacak şekilde gösterilmelidir. Hastalık ve ilaçlarla ilgili geniş bilgilendirme yapılmalıdır. Bir şizofrenin ailesinde şizofreni yelpazesine giren birey bulunması ve ailenin genelde bir iletişim güçlüğü problemine sıklıkla rastlanmaktadır. Bu durumlarda bazı aile üyelerine bireysel psikoterapötik destek de gerekebilir.