ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Ergenlikte Özerklik Gelişimi

Ergenlikteki sosyal gelişim aşamalarında öncelikle otonomi yani özerklik kazanma gelir. Olgun ve düzeyli bir otonomi koşulsuz bağımsızlık anlamında değildir. Burada tüm koşulların göz önüne alınarak, sınırlar dahilinde son karar alma aşamasında bağımsızlık söz konusudur.

Ergenlikte özerklik kazanma gelişiminin ilk aşamalarında genç, özerkliğini hem kendine hem de başkalarına kanıtlama ihtiyacındadır. Bu ihtiyaç bazen ergenin otorite figürlerine isyanına ve aşırı risk alma davranışına dönüşerek doğru kararlar almasını engelleyebilir. Bazen de ebeveynlerinin aşırı baskısında, bazı haklarını kaybetme korkusuyla fazlaca itaatkâr ve uyumlu olup bir hak mücadelesine girmekten kaçınabilir. Bu iki uç arasında gidip gelme tüm ergenler için doğaldır. Önemli olan ergen ile ebeveynler ve otorite figürleri arasında uygun diyalog ve karşılıklı pazarlığın kurularak gerçekçi bir otonomi kazanılmasıdır.

Bu süreçte ebeveynlerin idealizasyonu giderek sona erecek ve ergen bir birey olarak görülecektir. Ayrı bir birey olmanın ana unsuru belli ölçüde diğerlerinden farklı düşünme ve davranmadır. Otonomi kazanma sürecinde ergenin sosyal çevresi ve ilişkileri nitelik ve nicelik olarak gelişmektedir. Ergen yeni sorumluluklar aldıkça yeni haklar kazanacaktır. Bunu gördükçe de kendi kendine karar alabilme becerisi ve arzusu artacaktır. Bu arada kimlik ve kendilik gelişecek, zaman içinde bir iç tutarlılık ve bütünlük kazanılacaktır.

Kendi duygu ve dürtülerinin yeterince farkında olan, bunları gereğinde bekletmesini bilip uygun zaman ve ortamda harekete geçirebilen ergen, otonomi kazanma evresini sorunsuz atlatabilir. Dürtü kontrol sorunları yaşayan, dikkat ve duygudurum becerileri zayıf gençler özdenetimde zorlandıklarından ya otorite figürlerine aşırı bağlı olurlar ya da isyankâr davranışlara yönelebilirler. Okul sorunları, yasalara karşı gelme, madde kullanımı, erken cinsel ilişkiye girme gibi problemlerin bu gençlerde görülme riski yüksektir.

Ergenlik öncesi dönemde ailelerin sınır koymayı bilmesi, çocuklarında istenen davranışları destekleme, istenmeyen davranışı söndürme becerilerini kazanmış olmaları bu dönem için önemli olacaktır. Sınır koyma yöntemlerinin temelinde bilişsel ve davranışçı modeller yatar. Ebeveynler öncelikle davranış öncesindeki duygu, durum ve düşüncelerin farkında olmalı, davranışı başlatan, sürdüren ve sonlanmasını engelleyen etkenleri ortaya çıkarabilmelidir. Sonraki aşamada ise uygun davranış ödül ve benzeri pekiştiricilerle desteklenmeli, olumsuz davranış ise istenen bir şeyi engelleme, erteleme veya uygun bir ceza ile söndürülmelidir. Tüm bu uygulamalarda çocuğun öz güvenini zedeleyici davranışlardan kaçınmak ve otonomisini desteklemek temel amaç olmalıdır. Ebeveyn olarak çocuğun mizaç yapısı, bilişsel özellikleri, zekâ ve algı düzeyi, zevk ve duyguları hiçbir zaman göz ardı edilmemeli, ergenlik döneminin beklenen özellikleri de hesaba katılmalıdır.

Otonomi kazanma davranış seçiminde olduğu kadar düşüncelerin seçiminde de belli ölçülerde özgür olmayı ifade eder. Ergen bu dönemde arkadaş seçme, istediğini giyme, boş zamanlarını nasıl geçireceğine karar verme gibi konularda insiyatif alırken, meslek seçimi, hayatla ilgili beklentileri ve dünya görüşü, politika gibi alanlarda da gerçek bir otonomi gösterebilmelidir.

Bu seçimler ebeveynler tarafından uygun ve yapıcı bir yaklaşımla desteklenerek, ergenin kimlik ve kendilik tasarımlarının net ve tutarlı olması sağlanmalıdır. Bu bilinçli destek, ebeveynlerin, çocuğun gelişimsel süreçlerinin içerik ve zamanlamasını bilmeleriyle mümkündür. Anne baba, gence tanıdığı özgürlükleri aşama aşama arttırmalıdır. Eve gelme zamanı, parasal konularda verilen yetkiler örnek olarak verilebilir. Ergen verilen özgürlüklere paralel olarak artan sorumluluklarını yerine getirmelidir. Hakları zamanından önce vermek, sorumluluklarını yerine getirmeyen ergene gerekli sınırlamaları koymamak kadar, hak ettiğini vermeyen bir ebeveyn yaklaşımı da otonomi kazanımını sekteye uğratacaktır. Ebeveynler kurallarını net koyup, sözlerini tuttukça hem kontrolü ellerinde tutmuş olurlar, hem de ergenle çatışmayarak onun insiyatif sahibi olmasını da sağlarlar.

Ergenle sağlıklı bir diyalog kurmak için öncelikle ebeveynlerin kendileriyle barışık, sağlıklı, bütünleşmiş ve bağımsız bir kendilik kazanmış olmaları gerekir. Bağımlı kişilik geliştiren, özgüvenleri eksik ebeveynler, gencin özerklik çabalarını kendilerine karşı bir tehdit olarak algılayacaklardır. Bu anne babalar gencin arayışlarına aşırı kısıtlama ve cezai eylemlerde bulunarak ergenin baskılanmasına ya da isyankâr olmasına yol açarlar. Bazen de biz ailemizden çok baskı gördük, çok bunaldık, bunu çocuklarımıza uygulamayalım düşüncesiyle gence çok geniş bir özerklik alanı bırakırlar. Bu yaklaşımda aşırıya kaçmak, gencin ebeveyn destek ve güveninden yoksun kalmasına yol açarak kendini dış dünyada çok yalnız ve çaresiz hissetmesine neden olabilir ya da dürtü kontrolünden uzak, bencil bireyler yetişir. Bu durumlarda genç, çoğu kez kendisine destek olacak, sorunlarına sahip çıkacak kişi veya gruplara yönelebilir. Madde kullanımları, dini veya başka amaçlı tarikat ve benzeri gruplara katılım böyle durumlarda sık gözlenmektedir.

Otonomi gelişim süreci toplumun kendi normları, kültürel ve dini değerlerine göre de değişiklikler göstermektedir. Batı ülkelerinde bireysel özgürlükler desteklenirken, doğu ülkelerinde bireyselliğin yerini toplumsallık almaktadır. Toplumların özeliklerine göre de neyin otonomi ve özerklik, neyin aileden kopma ve isyan, neyin bağımlılık anlamına geleceği değişmektedir. En büyük sıkıntı da bizim gibi ne doğu ne de batı olamamış, hızlı bir değişim süreci yaşayan toplumlarda görülmektedir. Kısa sürede kuşaklar arasında derin uçurumlar oluşan, beklenti ve normların hızla değiştiği toplumlarda, ergenlerle ebeveynler arasındaki pazarlık marjı da genişlemektedir. Otonomi sürecinin içeriği cinsiyete göre de farklılıklar gösterebilmektedir.

Kaleminden