ANTALYA PSİKİYATRİ & PSİKOTERAPİ ve DANIŞMA MERKEZİ
Psikiyatrist / Psikoterapist Uzm. Dr. Emine Filiz ULUHAN

Özgül Fobi Nedir, Nasıl Tedavi Edilir

Fobi terimi genel anlamda bir nesne, olay ya da durumdan aşırı korkma olarak tarif edilebilir. Özgül fobide ise belirli bir nesne ya da duruma karşı, panik oluşturacak derecede yoğun ve inatçı bir korku hali söz konusudur. Örneğin; köpek korkusu olan biri köpek gördüğünde saldırıya uğrayıp ısırılacağı beklentisine girer ve panikler. Asansör korkusu olan biri asansörün kapıları kapandığında dışarıya çıkamayacağı, içeride bayılıp kalacağı endişesiyle korkabilir.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki araştırmalarda özgül fobinin kadınlarda en sık, erkeklerde ise ikinci sırada görülen ruhsal bozukluk olduğu saptanmıştır. Kadınlarda %15, erkeklerde %7 civarında rastlanan özgül fobinin toplumun yaklaşık %5-10’unu etkilediği aşikardır. Özgül fobiler kadınlarda erkeklere göre yaklaşık iki kat fazladır. Buradaki tek istisna kan, enjeksiyon ya da yaralanma korkuları olup, bu fobi türü kadın ve erkeklerde eşit orandadır.

Özgül fobide sık görülen eş tanı bozuklukları kaygı, duygudurum ve madde ile ilişkili kullanım bozukluklarıdır.

Fobilerin açıklanmasında iki temel teori vardır.

1)Davranışsal etkenler:

Burada Watson’un fare ve tavşanlardan korkan bir bebek olan Küçük Albert ile olan deneyimleri, koşullu duygusal tepkiler makalesinde ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır. Geleneksel pavloviyan koşullu refleksteki uyaran-tepki modeline dayanan bu varsayımda kaygı, doğuştan gelen ikinci bir nötr uyaranla birleşik olan doğal korkutucu bir uyaran tarafından uyarılmış, iki uyaranın başarılı bir şekilde birkaç eşleşmesinin sonucunda, aslında nötr olan bir uyaranın tek başına kaygı oluşturabileceği görülmüştür. Yani, nötr uyaran kaygı oluşumunda koşullu uyaran haline gelebilmektedir.

Klasik uyaran-tepki kuramında koşullu uyaran, koşulsuz uyaran ile periyodik tekrar ile pekiştirilmediği taktirde tepki uyandırma gücü giderek zayıflar. Fobilerde ise uyarana tepki zayıflaması olmamakta, belirti herhangi bir belirgin besleme yapılmasa bile yıllarca sürebilmektedir. Edimsel koşullanma kuramı bu durumu açıklamaktadır. Kaygı, acı veren duygulanımı önleyebilmek için, yapabileceği ne varsa, organizmayı o konuda güdüleyen bir dürtüdür. Tesadüfen yaşanan davranışlarla, organizma kaygı üreten uyaranlardan kaçınacak tutumlar geliştirmekte, bunlar da gerçek dışı bile olsa pekiştirilerek kalıcı olmaktadır. Çünkü organizmanın yegane amacı kendini korumaktır. Geliştirilen kaçınma davranışı fobiyi sürdürmektedir. Örneğin; bayılmamak için asansöre binmemek gibi.

Bu davranışsal öğrenme kuramları fobilerle ilgili temel verileri verse de sadece yüzeydeki kısımları açıklamakta ve yetersiz kalabilmektedir. Altta ise çok karmaşık psişik süreçler bulunabilir.

2)Psikoanalitik etkenler:

Özgül fobi ve sosyal fobinin açıklamasında Sigmund Freud’un psikoanalitik görüşleri halen geçerlidir. Buna göre fobi, bir kaygı histerisi olup, çözümlenmemiş çocukluk çağı ödipal durumun odağında yer alan çatışmaların sonucudur. Cinsel dürtüler erişkinlerde güçlü bir ensest görünümünde sürmekte, cinsel uyarılma kastrasyon korkusu gibi bir kaygıyı canlandırabilmektedir. Bu bastırılmalıdır. Bastırma başarılı olamadığında ego yardımcı savunma düzenekleri devreye girer. Fobilerde de yer değiştirme düzeneği kullanılmakta, cinsel çatışma ilgisiz nesne ya da durumlara karşı çatışma ile yer değiştirmektedir. Bazen de sembolizasyon savunma düzeneği ile fobik nesne ya da durum ile doğrudan ilişki bağı olabilmektedir. Freud bu kuramını atlardan korkan Küçük Hans öyküsünde tanımlar.

Günümüzde ise agorafobide ayrılık kaygısının, kan fobisinde (kırmızıdan korkma, yüzünün kızarmasından korkma) utanç öğesinin varlığı süperego kaygısı ile ilişkilendirilmektedir. Bu örneklerde olduğu gibi fobilere eşlik eden kaygı çeşitli kaynaklara dayanabilir.

Ebeveyn ölümü, ebeveynden ayrılık, büyük kardeşler tarafından eleştirilme ya da aşağılanma, aile içi şiddet ve istismara uğrama gibi travmatik olayların da çocukta var olan yatkınlığı etkinleştirebileceği psikodinamik teori içindedir.

Fobi ve özgül fobileri anlamak için fobi karşıtı tutum tanımını da bilmek gerekir. Otto Fenichel’in tariflediği bu tanım, korkulan nesne veya durumu inkar etmek için tam tersi tutum ve davranışlar sergilenebileceğini belirtir. Dağcılık, paraşütle atlama, bungee jumping gibi tehlikeli spor düşkünlüğünün sebebi bu olabilmektedir. Birey korkularının esiri olup, edilgen bir kurban olmak yerine korkusuyla yüzleşmek ve onun üstesinden gelmek için etkinliklerde bulunabilir. Çocuk oyunlarındaki doktor, polis, hırsız gibi rollerin de fobi karşıtı öğeler göstermesi mümkündür.

Özgül fobi tanı ölçütleri DSM-5 sınıflandırmasına göre şöyledir:

1)Uçağa binme, yükseklik, kan görme, herhangi bir hayvan görme gibi özgül bir nesne ya da durumla ilgili belirgin bir korku hali bulunmalı.

2)Fobi kaynağı hemen her zaman korku ve kaygı doğurmalı.

3)Fobi kaynağından etkin biçimde uzaklaşma ya da yoğun bir korku ve kaygı ile buna katlanma söz konusu olmalı.

4)Duyulan korku, nesne ya da durumun yaratabileceği gerçek tehlikeye göre orantısız biçimde fazla olmalı.

5)Korku, kaygı ya da kaçınma en az 6 aydır var olmalı.

6)Korku nedeniyle kişide klinik olarak belirgin bir sıkıntı olmalı ya da toplumsal veya işle ilgili alanlarda işlevsellikte önemli bir kayıp yaşanmalı.

7)Panik bozukluğu, OKB, travma sonrası stres bozukluğu gibi başka bir ruhsal bozukluk ile belirtiler açıklanamamalı.

Özgül fobilerin sınıflamasında hayvan tipi (örümcek, böcek, köpek, yılan fobileri gibi), doğal çevre tipi (yükseklik, fırtına, şimşek, gök gürültüsü fobileri gibi), kan-enjeksiyon-yaralanma tipi, durumsal tip (uçak fobisi, asansör fobisi, kapalı yer fobisi gibi) ve diğer tipler (soluğun tıkanmasına ya da kusmaya yol açabilen durumlardan, çocuklarda yüksek ses ya da özel giysilerden korkma gibi) olmak üzere 5 farklı grup tanımlanmıştır.

Kan-enjeksiyon-yaralanma fobileri tüm diğer fobilerden ayrı özellik gösterir. Ailenin pek çok üyesinde görülmesi ve diğer kuşakları etkilemesi olasılığı yüksektir. Klinik olarak başlangıçtaki çarpıntıyı sıklıkla bradikardi ve hipotansiyonun izlemesi bu fobi türüne özgüdür.

Fobisi olan hasta özgül durum veya nesne ile karşılaştığında ya da karşılaşma beklentisine girdiğinde şiddetli kaygı yaşar, bu durum panik atak tablosuna kadar ilerleyebilir. Bu kişiler fobik uyarandan kaçınmak için büyük sıkıntılara katlanırlar. Uçak fobisi olan birinin karayolunu tercih ederek günlerini harcaması ya da uzun yolculuklardan kaçınması sık gözlenen kaçınma davranışlarıdır. Fobik kişiler, fobik uyaranın stresinden kaçınmak için alkol ve madde kullanım bozuklukları gösterebilmektedir. Özellikle sosyal fobili hastalarda üçte bir olguda majör depresyona da rastlanır.

Fobik bozukluğun ayırıcı tanısında panik bozukluğu, agorafobi ve çekingen kişilik bozukluğu dikkate alınmalıdır. Hipokondriyazis, OKB ve paranoid kişilik bozuklukları da ayırıcı tanıda önemlidir. Şizofren hastaların psikozlarının bir parçası olarak fobik belirtilere sahip olabilecekleri de unutulmamalıdır.

Hayvan fobileri, doğal çevre fobileri ve kan-enjeksiyon-yaralanma fobileri çocukluk çağında tepe noktasına ulaşırken, durumsal fobiler erken erişkinlik döneminde pik yaparlar.

Fobi Tedavisi:

1)Davranış terapisi: En sık kullanılan davranış terapisi Joseph Wolpe’nin öncülük ettiği sistematik duyarsızlaştırma olup, kaygı başlatıcı uyaranlarla hastanın en azdan en korkutucu olana doğru tedrici bir hiyerarşi içinde karşı karşıya getirilmesi esasına dayanır. Bu tedavi sırasında kaygı giderici ilaçlar, hipnoz ve kas gevşetme egzersizleri ile hastaların ruhsal ve bedensel rahatlamayı elde etmelerine de gayret edilir.

2)İçgörü yönelimli psikoterapi: Hastaların fobi kaynağını, ikincil kazanç olayını ve gösterdiği direncin rolünü anlamasını sağlayan ve kaygı verici uyaranlarla sağlıklı başa çıkma yollarını aramalarına olanak veren psikodinamik bir terapidir. Hastanın ego yapısı ve yaşam örüntüsünden gelen göstergeler psikoterapist tarafından mutlaka dikkate alınmalıdır.

3)Sanal terapi: Fobik bozuklukların bilgisayarda geliştirilmiş simülasyonları ile yapılan özgül fobi tedavisi şeklidir. Hasta bilgisayar ekranında fobik nesne ya da durumla karşı karşıya bırakılır ve etkileşime girer. Fobik bozukluk sanal terapisi günümüz teknolojilerinin ileri aşamalarının göstergesi olup, oldukça başarılı sonuçlar vermektedir.

4)Diğer terapi yöntemleri: Hipnoz, otohipnoz, destekleyici terapi ve aile terapisi de fobi tedavilerinde kullanılmaktadır. Hipnozda, fobik nesnenin tehlikeli olmadığına dair verilen telkinler tedaviyi hızlandırıcı olmaktadır. Kendi kendine hipnoz ile de hasta fobik nesne veya durumla karşılaştığında kendini gevşetmeyi öğrenebilir. Aile terapisinde ise hastanın tedavisi yanında, ailenin hastanın sorununun doğasını anlaması tedaviye olumlu katkıda bulunmaktadır.

Özgül fobi (uçak fobisi, köpek fobisi, asansör fobisi gibi) tedavisinde en sık kullanılan yöntem karşı karşıya bırakma (exposure) tedavisidir. Hastalar giderek artan biçimde fobik uyaranlarla karşılaştırılır ve duyarsızlaşmaları sağlanır. Bu arada gevşeme ve solunum kontrolü öğretilir. Bilişsel yaklaşım ile de fobik durumun gerçekte güvenli olduğu farkındalığı kazandırılır.

Uçak fobisi tedavisi, hayvan fobileri tedavisi, sosyal fobi tedavisi ve diğer fobik bozuklukların tedavisinde Antalya Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi olarak davranış terapisi, bilişsel-davranışçı terapi, psikodinamik terapi, aile terapisi ve hipnoz-hipnoterapi ile korkularınızın üstesinden gelmeyi amaçlıyoruz. Kaygısız, huzurlu, sağlıklı günler dileriz.

Psikiyatrist, Psikoterapist ve Hipnoterapist Dr. Emine Filiz Uluhan.