Aleksitimi Nedir
Aleksitimi, bireyin kendi duygularını tanımakta, anlamlandırmakta ve sözel olarak ifade etmekte zorlanmasıyla karakterize bir özelliktir. Aleksitimi tek başına psikiyatrik bir tanı değildir. Yunanca kökenli olan bu kavram, duygular için sözcüklerin olmaması şeklinde açıklanır.
Aleksitimi Temel Özellikleri:
Duyguları tanımakta güçlük : Birey ne hissettiğini anlamakta zorluk çeker. Üzüntü, öfke, korku ve kaygı gibi duyguları birbirlerinden ayıramaz. Bir şey hissettiğinde bu durumun farkındadır ancak bu hissin ne olduğunu açıklayamaz. Örneğin, bir tartışmanın ardından kendini kötü hisseder ama bu durumun kırgınlıkla mı ilgili yoksa öfkeyle mi alakalı olduğunu belirleyemez.
Duyguları ifade etmekte güçlük : Birey yaşadığı bu duyguyu sözcüklere dökemez. Duygusal deneyimlerini anlatmak yerine olayların somut ayrıntılarına odaklanır.
Dış odaklı düşünme biçimi : Kişi, yaşadığı olayları anlatabilir ve mantıklı bir şekilde değerlendirebilir. Ancak bu olayların kendisinde yarattığı duygusal etkileri incelemeye az eğilim gösterir. Örneğin, bir tartışmayı anlatırken ne hissettiğini değil, kimin ne söylediğini ayrıntılı bir şekilde anlatır.
Aleksitimi Neden Gelişir?
Aleksitimi tek bir nedene bağlı olarak gelişmez. Birden fazla etken rol oynayabilir.
Çocukluk yaşantıları : Çocuğun aile içinde nasıl karşılandığı, duygusal ihtiyaçlarının nasıl ele alındığı ve duyguları ifade etmesine ne ölçüde izin verildiğiyle ilişkilidir. Çocuk, başlangıçta duygularını tek başına ifade edemeyebilir. Kendisine bakım verenin yardımıyla duygularını tanımayı ve düzenlemeyi öğrenir. Bu süreç eğer yeterince desteklenmezse bazı çocuklar büyüdüğü zaman duygularını tanımakta ve ifade etmekte zorlanabilir. Ancak burada önemli bir nokta vardır. Her duygusal ihmal yaşayan çocukta aleksitimi gelişmez. Biyolojik yatkınlıklar ve çevresel etkenlerin farklı şekillerdeki etkileşimiyle bağlantılıdır. Ebeveynlerin çocuğun duygularını fark edememesi aleksitimi gelişmesine neden olabilir. Örneğin, bir çocuk arkadaş çevresinde dışlandığı zaman, ebeveynin “Bunda ağlayacak ne var?” “ Bu kadar hassas olma.” “Boşver onları.” gibi tepkiler vermesi onun sıkıntılarının küçümsendiğini gösterir. Yaşanan olumsuz duygusal deneyimlerin üzerinde durulmaması zamanla o çocuğun duygularını anlamlandırmasını zorlaştırır. Bu durumda “Üzüntüm önemli değil. Bir sorun yaşadığımda duygularıma değil, olayın çözümüne odaklanmam gerek” mesajını öğrenir. Bu tür deneyimler tekrar ettiğinde ise, duygularını ifade etmek yerine, sorunların çözümüne odaklanır. Buradaki amaç, çocuğun duygusal öğrenme sürecinin ebeveynlerin tepkileriyle nasıl şekillenebileceğini anlamaktır. Duyguların cezalandırıldığı aile ortamında büyüyen çocuklar; duyguları bastırma, gizleme veya duygusal deneyimlerden uzaklaşma eğilimi gösteririr. Bu noktada iki farklı gelişimsel sonuç ortaya çıkar. İlk olasılıkta, çocuk duygusunu tanır ama gizlemeyi öğrenir. İkinci olasılıkta ise, çocuk duygusunu tanımakta zorlanabilir. Ebeveynlerin kendi duygusal farkındalığının düşük olması çocuğun duygusal gelişiminde rol- model almasını ve ebeveyn çocuk etkileşimini olumsuz yönde etkileyebilir. Örneğin, bazı ailelerde üzüntü hakkında konuşulmaz. Öfke, sadece tartışma ve bağırma yoluyla ifade edilir. Korku, bir zayıflık simgesi gibi algılanır. Karşılaşılan problemler duygusal açıdan ele alınmadan çözüm üretmeye bakılır. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk, duygusal deneyimleri konuşmanın ilişkilerin doğal bir parçası olduğunu öğrenemeyebilir. Yetişkinlik döneminde ise, daha mantık ve çözüm odaklı davranma eğilimi gösterebilir ancak kendi duygularını başkalarıyla paylaşmakta zorlanabilir. Çocukluk döneminde yaşanan travmatik olaylar ve duygusal kopukluklar da aleksitimi gelişmesine neden olabilir.
Duygusal Sosyalleşme : Duygusal sosyalleşme, aleksitimi açısından önemlidir. Çocuk duygularını tanımayı, anlamlandırmayı, ifade etmeyi ve düzenlemeyi çevresinde bulunan kişilerle etkileşim içinde öğrenir. Yetişkinlerin duygulara nasıl tepki verdiğini gözlemleyerek kendi duygusal becerilerini geliştirir. Çocukluk döneminde duygularının ifade edilmesi yeterince desteklenmediğinde, ilerleyen yıllarda duygusal farkındalıkla ilgili problemler yaşanabilir.
Bireysel Farklılıklar : Duygusal gelişimde mizaç, biyolojik özellikler, bilişsel beceriler, sosyal deneyimler ve öğrenme süreçlerindeki farklılıklar aleksitimi gelişiminde rol oynayabilir. Aynı ailede yetişen çocukların duygusal farkındalıkları ve duyguları işleme becerileri farklı şekillerde işler. Örneğin, biri duygusal tepkilerini belirgin bir şekilde ortaya koyabiliyorken, diğeri duygusal tepkilerini daha az dışa vurabilir. Buradaki farklılıklar tek başına aleksitimi anlamına gelmez.
Bazı klinik durumlar : Aleksitimi farklı durumlarda farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve her klinik durumda aynı şekilde görünmeyebilir. Depresyonda birey duyguları tanımlama ve depresif deneyimi anlamlandırmada zorlanabilir. Özellikle de depresyonda duygusal yaşantının azalması da kişinin ne hissettiğini anlamasını güç duruma sokabilir. Kaygı bozukluklarında, kişi çarpıntı, mide sorunları gibi bedensel belirtiler yaşar ve bunların kaygı ya da korkuyla olan ilişkisini kurmakta zorlanabilir. Böylece birey bedensel duyumları fark etse bile duygusal deneyimini açıklayamayabilir. Travma sonrası stres bozukluğunda; birey olay sırasında ve sonrasında ne hissettiğini ifade etmekte güçlük çekebilir. Bazı bireylerde uyuşma, travmatik anıları ve bununla ilişkili duyguları düşünmekten kaçınma davranışları görülebilir. Otizm spektrum bozukluğunda; duyguları tanımlama ve ifade etme becerilerinde zorlanmalar gözlenir. Bununla birlikte, otizimli her birey aleksitimi yaşamaz. Sosyal iletişim farklılıkları ile bireyin kendi duygularını tanıma güçlüğü ayrı değerlendirilir. Yeme bozukluklarında ise; kişi açlık, tokluk ve duygusal ihtiyaçlarını birbirinden ayırmakta zorluk yaşayabilir. Örneğin, stresliyken yeme isteğinin neden arttığını anlamlandıramayabilir. Bedensel belirtilerle seyreden bazı psikolojik rahatsızlıklarda baş ağrısı, kas gerginliği ya da mide sorunları gibi belirtileri fark ederken, bunlarla ilişkili duygularını tanımlamakta zorlanabilir. Ancak önemli bir ayrım vardır, her bedensel belirti de psikolojik kaynaklı değildir. Sonuç olarak; farklı klinik durumlarda görülebilen bir özellik olmakla beraber tek başına aleksitimi psikiyatrik bir tanı değildir. Klinik değerlendirmelerde, belirtilerin hangi koşullarda ortaya çıktığı, diğer belirtilerle ilişkisinin olup olmadığı ve günlük yaşamı ne düzeyde etkilediği dikkate alınır.
Aleksitimi ile duygusal bastırma arasındaki fark nedir?
Aleksitimi ile duygusal bastırma birbiriyle ilişkili ancak aralarında önemli farklar bulunan kavramlardır. Aleksitimiden muzdarip olan bir kişi duygularını tanımakta ve anlamlandırmakta zorlanırken, duygusal bastırmada bilinçli ya da bilinçdışı süreçlerle ifade etmekten kaçınabilir. Duygularını kontrol altında tutmaya çalışabilir. Her ikisi de aynı kişide gözlenebilir, fakat birinin var olması diğerinin varlığını zorunlu kılmaz. Her iki kavramın birbirleriyle olan ilişkisi kişiden kişiye değişkenlik gösterir. İkisi arasındaki en önemli ayrım ise şöyledir: Aleksitimi duyguya erişme ve onu anlamlandırma güçlüğüdür; duygusal bastırma ise, duygunun ifade edilmesini engelleme eğilimi ön plandadır.
Psikoterapide aleksitimi nasıl ele alınır?
Psikoterapide amaç, aleksitimiden muzdarip olan bireyin duygusal farkındalık geliştirmesine yardımcı olmaktır. Duyguları tanımlama, bedensel duyumlarla duygular arasındaki bağlantıyı kurma, olay-düşünce-duygu-davranış bağlantısını kurma ve duygusal kelime dağarcığını geliştirme üzerine çalışılır. Özetle, klinik değerlendirmede sadece kişinin duygularını ifade edip edemediğine değil, duygularını tanıyıp tanımadığına, tanıdığı halde ifade etmekten kaçınıp kaçınmadığına ve duygusal deneyimini nasıl işlediğini ele almak gerekir.
Psikolog Funda Buharalı, Psikoterapi Antalya, Antalya Psikiyatrist.